AnaSayfa Kuruluş: 22 Nisan 1987
Dil Derneği, Bakanlar Kurulunun 24.07.2002 tarih ve 2002-4812 sayılı kararı ile kamu yararına çalışan dernektir.
 
8 Ekim 2008
ATATÜRK'ÜN SÖYLEV'İNİ TÜRKÇELEŞTİRMEK "CİNAYET" DEĞİLDİR;
SÖYLEV'İ ANLAMAMAKTA DİRENMEK, DİL DEVRİMİNİ YADSIMAK "AYMAZLIK"TIR!

TBMM’de “Türkçeyi korumak” amacıyla oluşturulan “komisyon”un “rapor”una ilişkin görüşmelerin “tutanak”ını, şaşkınlık ve üzüntüyle okuduk. Komisyon Başkanı olan milletvekili, çalışmalara pek çok kişi ve kurumun çağrıldığını, “Ve o kadar ayrıntılı çalışmaya gidebilmek için, hiçbir sivil toplum örgütü de boşta bırakılmamak kaydıyla, mesela drama yazarları, reklam yazarları, metin yazarları, karikatüristler vesair dili kullanan, dili kültür seviyesinde kullanan ve amacı bu olan pek çok kurumla iletişim kuruldu” diyor.

1) Türkçenin gelişmesine emek vermek için kurulan, bütün işi gücü Türkçe olan Dil Derneği, bu komisyona çağrılmamıştır.

2) TBMM tutanaklarından öğrendiğimize göre, görünen o ki, ulusal kimliğimiz olan Türkçeyi, yalnız türlü olumsuzlardan değil, bu “komisyon”un birçok üyesine egemen olan sağlıksız, bilimdışı anlayıştan da korumamız gerekiyor. Dilci değilken, dilci kesilmek, Türkçeye yapılacak en büyük kötülüktür.

Komisyon Başkanının bütün konuşması gibi, şu sözleri de TBMM tarihine kara satırlar olarak geçecektir:

 “(…) Ama, bir şey istirham ediyorum, lütfen, Atatürk'ün sözlerini, Atatürk'ün kendi yazdığı ve söylediği kelimelerle verelim. Atatürk'ü sadeleştirmeye gitmeyelim, Atatürk'ü tasfiyeye hiç gitmeyelim. Bu, Atatürk'e ihanettir, Atatürkçülüğe ihanettir. Bir örnek, burada vermiştim, yeniden söylüyorum. Türkçenin en mükemmel metinlerinden birisi Gençliğe Hitabedir ‘Ey Türk gençliği’ diye başlayan ve şöyle bitiyor: Gençliğe ‘Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!’ Bir sadeleştirme şöyle diyor, sizinle paylaşmak isterim: ‘Gereksinim duyduğun güç damarındaki soycul kanda vardır.’ Nerede Atatürk, nerede bu sadeleştirme? Buna dikkat edelim. Atatürk, Türkçeyi en güzel kullanan hatiplerden birisidir. Çok önemli bir profesörümüz bunu söyleyen, Nutuk üzerinde sadeleştirmeler yapan. ‘Kim’ dedinizse, ona cevap veriyorum. Bir profesörümüz bu sadeleştirmeyi yapmıştır ve bir cinayettir. Savcıların harekete geçmesi lazım. Hiç kimsenin hakkı yoktur Atatürk'ü tasfiye etmeye.”

1) Gerçekten, “Hiç kimsenin hakkı yoktur Atatürk'ü tasfiye etmeye.” Söylev’i genç kuşakların anlaması mı “tasfiye”dir, yoksa engel olmak için her yolu denemek mi?

2) Gerçekten, savcılar hemen harekete geçmelidir. Komisyon Başkanı, burada Ord. Prof. Hıfzı Veldet Velidedeoğlu’nu mu, Prof Dr. Şerafettin Turan’ı mı, yoksa başka birini mi suçluyor, açıkça söylemeli; bütün yaşamını Türk Devrimine adayan saygın bilimcilerden, bu “cinayet” suçlamanın yanlışlığı için toplum önünde hemen özür dilemelidir. Dokunulmazlığı da olsa, hiç kimse, hem de TBMM çatısı altında sorumsuzca konuşamaz. Kimsenin devrimlerin akışını çarpıtma yetkisi yoktur.

 Komisyon Başkanı, “Atatürk dil devrimi yapmamıştır, Atatürk Harf Devrimi yapmıştır. Dilde devrim olmaz” diyor ve konuşmasının sonunda birbiriyle çelişen bilgiler aktarıyor.

Komisyon Başkanı öteden beri “Dil Devrimi” karşıtlığını sürdürmektedir; ancak Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın açıklamasını da şaşkınlıkla karşıladık. Sayın Bakan şöyle diyor:

 “Dilde devrim olmayacağını düşünüyorum ben. Dil bir evrimleşme, bir gelişme süreci içindedir- daha farklı bir terim kullanabilirdik diye düşünüyorum. Dilde devrim olmaz bence, inkılap da olmaz tabii böylece. Harfte oldu, yaşandı, onun adı da devrimdir. ‘Evrim’, ‘devrim’ sözcükleri bugün çocuklar tarafından da, devletin tepesi tarafından da kullanılıyor. Böyle bir, dilde sadeleşmede aşırıya kaçmamak nasıl bir dikkat gereğiyse, dilde bir eskiye dönüş gayreti de bence, bugün halkın kullandığının dışında, gençlerin kullandığının dışında bir eskiye dönüş gayreti de çok doğru değil gibi geliyor”

1) Sayın Bakanın açıklaması da çelişkilidir; iki tarafı da “idare” etme çabası sezilmektedir. Sayın Bakanla daha dün diyebileceğimiz bir tarihte Dil Derneği etkinliklerinde buluşuyor, kendisinden övgüler alıyor ve Atatürk’ün eliyle yazdığı “vasiyetnamesi” üzerindeki hukuk ayıbının silinmesi, eliyle kurduğu Türk Dil Kurumu’nun yeniden “dernek” kimliğine kavuşması için hukuksal yollar arıyorduk.

2) Sayın Bakana ve Komisyon Başkanına anımsatmak isteriz: Atatürk kurumları kapatılmıştır; 1983’ten bu yana kurulan tüm hükümetler, bu hukuk ayıbını görmezden gelmektedir; ne yazık ki sizler de bakan ve milletvekili olarak bu hukuk ayıbını taşıyan sürece katılmış durumdasınız.

3) Söz konusu olan Atatürk’ün vasiyetnamesidir; Atatürk bu vasiyetnamesi ile kurumları için sonsözü kendisi söylemiştir; ne bakanlar, ne komisyon başkanları, siyasal güce yaslanarak bu gerçeği değiştirebilir; buna kimsenin gücü yetmez. Yeter, diyen varsa, vasiyetnameye ilişkin açıklamasını bekliyoruz!

Komisyon Başkanı yineliyor: “Yani Türk Dil Kurumu kapatılmamıştır. Türk Dil Kurumu çok verimli şekilde çalışmalar yapıyor ve 630 bin kelimelik ana Türkçe sözlüğü de İnternet sayfasına eklemiştir. Yoksa çok sevdiğim Ali Püsküllüoğlu'nun 505.300 kelimelik öz Türkçe sözlüğünde Türkçede ne kültür yapılabilir ne bilim yapılır ne ilim yapılabilir.”

1) Ali Püsküllüoğlu aramızdan ayrılmasaydı,  Komisyon Başkanının “çok sevdiğim” tanımlamasını kendisi değerlendirirdi.

2) Sayın Komisyon Başkanının ve aynı düşünceyi savunan, Dil Devrimi karşıtlığını takıntıya dönüştüren anlayışla, “ne kültür yapılabilir ne bilim yapılır ne ilim yapılabilir.” Bilim ve “ilim” eşanlamlıdır; “bilim” Dil Devrimiyle kazandığımız yüzlerce sözcükten biridir; Ali Püsküllüoğlu Türkçesiyle bugün Türkçe bilim ve sanat dili olarak kendini kanıtlamıştır.

3) Dilde devrim yapılamayacağını öne süren Komisyon Başkanı, “devrim, araştırma, amaç, başkan, önlem, yönelik, saldırı, ortam, bilgi, önerge, kurul, genel, gündem…” gibi Dil Devriminin ürünü olan yüzlerce sözcüğü kullanmak zorunda kalmıştır. Bu da yok sanılan Dil Devriminin başarısıdır; siyasal bakış açısıyla devrimi yadsımanın, “yok, olamaz” demenin anlamsızlığını kanıtlamaktadır.

4) Başbakanlığa bağlı Türk Dil Kurumu, “Atatürk’ün vasiyetnamesini” kullanarak ölçünlü dil ve yazım birliğini yok etmiş, yaramıştır; Türkçe devlet eliyle bozulmaktadır.

*

TBMM’de ulusun “vekili” olanlara önerimiz şudur:

1) Hiçbir dil yasayla korunamaz; akıl ve bilimdışı dar bakışlarla geliştirilemez.

2) Göstermelik olduğu, TBMM tutanaklara yansıyan bu komisyon üyelerinin çoğunluğu, siyasal iktidarı elinde tutanlardır. Buyurun Milli Eğitim Bakanlığında köklü bir yenilik yapın; ulusal eğitimi, Türkçenin eğitim ve öğretimini iyileştirin; yabancı dille öğretimi kaldırın, elinizi tutan nedir?

3) Dahası, önce TBMM’de bir Türkçe kursu açın; çünkü tutanaklara yansıyan vekil konuşmaları, bu konuşmalardaki dil yanlışları, bulanık, çelişkili anlatımlar, karma dil, Türkçenin eğitim ve öğretimindeki eksikleri, yanlışları açıkça göstermektedir. Kültür Bakanlığı “prestij kitap” çıkarmakla övünüyorsa işe TBMM’den, bakanlıklardan başlamak gerekiyor.

Saygılarımızla.

                                                    Dil Derneği Yönetim Kurulu Başkanı 
                                                                                    Sevgi Özel
 

 
BAŞYAZI
TÜRKÇE SÖZLÜK
YAZIM KILAVUZU
 
     
facebook twitter