AnaSayfa Kuruluş: 22 Nisan 1987
Dil Derneği, Bakanlar Kurulunun 24.07.2002 tarih ve 2002-4812 sayılı kararı ile kamu yararına çalışan dernektir.
 
Yayın Yönetmeninden

 

ÇAĞDAŞ TÜRK DİLİ - Mart 2017
 

DAHA İYİYE DOĞRU

                     Ertuğrul Özüaydın

 

Salona baktım. Çoğunu kadınlar doldurmuştu. Sevindim. Son günlerde katıldığım etkinliklerde kadınların erkeklere göre kat kat fazla olması sevindiriciydi. Çekilen dar çizgiler içinde daraltılmış hayatlar onlara göre değildi. Ele avuca sığmaz neşeleri ve sözleriyle toplantı ve etkinliklere ayrı bir renk katmaları herkesin hoşuna gidiyordu. Her biri öğrenci, eş, sevgili, işçi olarak kendi koşullarının gerçeğiyle gelmişti. Toplumsal çıkmazlarından kurtulup salonları doldurmuşlardı. İçlerindeki yaşama sevinci doğrudan yaşama katılma mutluluğuydu. Ev hali, çoluk çocuk, geçim sıkıntısı geride kalmıştı. Özgürlüğe kanat çırpıyorlardı. Düşüncelerini ileri sürmek gücünü gösterdiklerini söylemeliyim. Kimseden korkmadan, ürkmeden söz üstüne söz etmeleri en doğal hakları değil miydi? Ayrıca onları ağırlamaktan memnun salonlar çiçekleri açmış bahçeydi sanki. Güzelliği gördüm.

Gözlerine baktım. Kendisine çevrilmiş kalabalık gözler arasında heyecanla bulunduğu anı yaşıyordu. Biraz umutlu, biraz çekinik gözleri anlatılmak istenenin derin etkisini taşıyordu. Kendi koşullarından çıkıp geldiği bilimsel ya da sanatsal bir toplantıda bulunmakla çevresinin saygısını kazandığını biliyordu. Tavırlarında bir üstünlük yoktu. Gerek etkinliğin yaratıcısı, gerek etkinliğin katılımcısı olarak sürecin bir parçası gibi. Şu duruşu hak ettiği ne çok şeyi anlatıyordu.

Uzun uzun baktım. Uzaktan baktım. Onları tutarlı ve etkili kılan kadın ruhunun incelikleriydi. Onu çok uzağımıza yerleştirmek düşüncesi içinde bulunan erkekleri böyle günlerde bir kez daha yanılttıklarına tanıklık ediyordum. Onlarla salonların havası ısınıyordu. Ayrıca birlikte bir şeyler üstüne kafa yormak da önemliydi. Kadınların katkı sunduğu her eylemde, her düşüncede kendini duyumsatan bir incelik vardı. En basit anlamda daha iyiye doğru kadına özgü duyarlılık katıyorlardı.

Yollarına baktım. Yürüdükleri düşlerin ardına takıldım. Yaşadıkları çevrede karmaşık duygular içine sıkışıp kalmak yerine sokağa karışmışlardı. Ayak bastıkları köşe bucak her yere acıları, sevinçleri, özlemleri yayılmıştı. Hayatı karşılayan ve kavrayan iyi düşünceleri herhangi bir oluşumda iyi duygular yaratıyordu. Kendilerini üzen önlerine durmak isteyenlerdi. Kadın düşmanlığı üstünden konuşan bunca kendini bilmez ortada dolaşırken, kadınca dayanışmalarını sevdim. Süreklilik gösteren, kendinden emin adımlarını hayranlıkla izledim. Sevgiyi gördüm.

Sevgiyle baktım. Aklınıza sevgi düştüyse korkmayın. Bir görünüp bir kaybolan gölgeler gelip geçiyordu aklımdan. Gitarın çaldığı bir sevgi türküsü eşliğinde suskundum. Sevginin çıkmaz sokaklarında kimlerdi onlar, gördüğüm o yüzü nerede tanımıştım, o suskunlukla dalıp gitmiştim. Uzayıp giden o sevginin temiz havasını solusanız da sonsuz mavilikte oradan oraya dağılan bulut olsanız da güzeldir. Kendi kendime konuşurken tam karşımda oturan kadınları görüyorum. O sevgi dolu yüzlerinde kendisini sevmenin yanında bir başkasına duyduğu sevgileri yansıyor.

İlgiyle baktım. Kadınlar kendi varlığını sürdürmek isterken bir başkasının yaşam hakkını savunur gibiydi. Analık güdüsü altında kimliğini hiç gizlemiyordu bakışları. Ben insanın kendi soyundanım diyordu. Biliyorlardı ki en büyük kurtarıcı güç yaşamın kendisiydi. Yaşamın sesine kulak veriyorlardı. Bireysel varlıkları birlikten yanaydı. Birlikte yaşamı kurmak duyarlılığına yönelişleri boşuna mıydı ki? Hem kendini, hem öteki insanları önemseyen kadınların taşıdığı sorumluluk doğanın onlara verdiği bir ayrıcalıktı. Doğanın yaratırken geçtiği en önemli süreçti çünkü doğum. Kesintiye uğramadan süren sevginin yasasıydı.

Siyasete baktım. Erkek egemen iktidarlarda yasalar, ahlak ve gelenek erkeklere göre yapılanıyordu. Devlet işleri altında etkili bir güç elde etmek isteyenlerin bir başkasının üstüne hışımla gittiğini gördüm. İşaret parmağını sallaya sallaya karşısındakine yapması gerekeni buyuruyordu. İktidar kendi olanaklarının sözcülüğüne soyunurken çoğu kez kadınları görmezden geliyordu. Yaşama damgasını vuran kadına yanıt hakkı bile vermek istemiyordu. Söylenecek iyi şeyler düşünen kadın akıllı, susar mı? Hiç yokken ortaya çıkıp iyi şeyler söylüyordu.

Yaşama baktım. Yaşamı değerli kılan kadınlardı. Hiçbir savaş ve savaş kararı onlara göre değildi. Hiçbir zaman barış masasına oturmazlardı. Çünkü hayatı cehenneme çeviren savaş, şu salonları dolduran kadınların savaşı değildi. Kan ve ölümün yaratacağı çöküntüyü biliyorlardı. Bozulan huzurun nedeni olmayan kadınlarla yüz yüze gelmeye utandım. Başımı öne eğdim. Düşündüm. Niçin Savunma Bakanlığı kadınlara bağlanmaz? Neden Genel Kurmay Başkanı kadınlardan seçilmez? Keşke yetkileri kendilerine devretsek. Kadınlarda acıma duygusu daha gelişmişti. Aklında ve yüreğindeki kadına özgü tavırlarıyla nasıl da geleceğe ilişkin kaygılarımızı ortadan kaldırıverirlerdi. Toplumsal ülkülerini hayata geçirmek isteyen kadınlar umutlarımızı boşa çıkarmazdı. Bırakın biraz da kadınlar yönetsin dünyayı.

Güzelliğe baktım. Kestane rengi boyalı saçları topluymuş da yeni açılmış gibi ensesinden omuzlarına savrulmuştu. Dalga dalgaydı. Göğüslerini saran kazağının açıkta bıraktığı boynundan aşağı sallanan ince altın zincirin ucunda kolyesi parlıyordu. Tam karşımdaki kadına bakıyordum. Gülümserken gözleri daha derin gülüyordu. Belli ki bir adama aşıktı. Alnında yerleştiği yerde yıllanmış kırışıkları kimbilir neler öğretmişti. Yüzüne düşen gölgelerin verdiği renkler yakışmıştı kendisine. Bir avucunda tuttuğu öteki elinin parmaklarıydı, uzundu parmakları. Gümüş inceliğiyle işlenmişti. Bir de beş taş pırlanta yüzük süslüyordu. Kimbilir kimin armağanıydı? Tırnakları gülkurusu ojeliydi. Oturduğu koltukta düşünceler içinde kendisine baktığımı farkedince şöyle bir toparlandı.


 
BAŞYAZI
ÇAĞDAŞ TÜRK DİLİ
Haziran 2017 - 352. Sayı
TÜRKÇE SÖZLÜK
YAZIM KILAVUZU
 
     
facebook twitter