AnaSayfa Kuruluş: 22 Nisan 1987
Dil Derneği, Bakanlar Kurulunun 24.07.2002 tarih ve 2002-4812 sayılı kararı ile kamu yararına çalışan dernektir.
 
79. Dil Bayramında "Türkçemize Saygı!"

      79. Dil Bayramı kutlamalarımız, 24 Eylül 2011 Cumartesi günü, Cumhuriyet gazetesi ile birlikte düzenlediğimiz, katılımcı kuruluşların temsilcilerini dinlediğimiz "Türkçemize Saygı!" adlı söyleşiyle başladı.
      Cumhuriyet gazetesinin Ankara temsilciliğinde, Cumhuriyet Kültür Merkezinde gerçekleştirilen söyleşiyi Gazeteci Işık Kansu yönetti. Söyleşiye Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Ankara Şubesi Başkanı Ayşe Ceyhan, Dil Derneği Genel Yazmanı Hülya Küçükaras, Türk Hukuk Kurumu Yönetim Kurulu Üyesi Berna Özpınar, Cumhuriyet Kadınları Derneği Genel Başkanı Şenal Sarıhan ve Çağdaş Gazeteciler Derneği Başkanı Ahmet Abakay konuşmacı olarak katıldılar.


Ahmet Abakay, Şenal Sarıhan, Berna Özpınar, Işık Kansu, Ayşe Ceyhan, Hülya Küçükaras

      Işık Kansu, Milli Eğitim Bakanlığının yeni düzenlemeleriyle ulusal eğitimden hızla uzaklaşıldığını belirttiği konuşmasına, ilköğretimden öğrenci andının kaldırılması girişimine vurgu yaparak başladı. Kansu, öğrenci andının karşıdevrimcilerce nasıl yorumladığını örneklerle açıklayarak sözlerini şöyle sürdürdü: "Eğitimin ereği değiştirildi, eğitimin ereği rekabetçi bir düşünce doğrultusunda bilgi ve beceriyle donatma olarak belirlendi."
      Söyleşinin ikinci konuşmacısı Ayşe Ceyhan, Türkçenin yüzlerce yıllık Anadolu serüvenine değindiği konuşmasında son yirmi yıldır Türkçenin yozlaştırılması ve unutturulması için özel bir çaba verildiği söyledi. Ceyhan, Süleyman Erdal Yılmaz'ın bir yazısından alıntı yaparak Türkçenin 1930'lardan başlayarak 2026'ya dek nasıl kullanılacağını örnekledi ve Türkçenin kısa süre içinde İngilizce ve Arapçayla karışık, dilbilgisi kurallarını yitirmiş bir dil olmaya doğru gittiğine, yönetimlerin bu konuda hiçbir önlem almamasının da kaygı verici olduğuna dikkat çekti.

      Derneğimizin Genel Yazmanı Hülya Küçükaras konuşmasına, dilin insanın iki milyon yıllık bedensel ve düşünsel  evriminin  sonucunda geliştiğini söyleyerek  başladı ve sözlerini -özetle- şöyle sürdürdü: "İnsan dili yaratırken dil de insanı yaratır. Soyutlama, simgelerle kavrama, anlayış geliştirme ve bir anlayış dizgesi çevresinde örgütlenerek topluluk, ulus yaratma... İnsanı yaratan dilin sonsuz gücüne hayran olmamak olanaksız! İnsanın yarattığı her dil salt bu nedenle saygıdeğerdir. (...) İnsanın kendini gerçekleştirmesiyle dil bilinci kazanması, özsaygı edinmesiyle dile saygı duyması iç içe geçmiş süreçlerdir. Birey üreterek özgüven, özsaygı kazanır. Türkiye'de bireyin kendini var etmesi için üretim yapabildiği, ürettiklerinin onaylandığı tek ortam neredeyse işyerleridir. İşyerlerinde, küreselleşmenin etkisiyle hem yasal düzenlemeler hem kullanılan araç-gereç için İngilizce bilmek zorunlu oldu; bir işyerinde bildiğiniz Türkçe kadar değil, bildiğiniz İngilizce kadar insansınız! Öte yandan son yıllarda yaşanan değişim sonucunda, ettiğiniz dua, kıldığınız namaz kadar gözdesiniz. Dolayısıyla bireyler özgüvenlerini, özsaygılarını İngilizce ve din dili üzerinden edinme çabasında... Kanımca bu koşullarda tek çözüm, kişisel çabalarımızla doğru örnek olmak; ulus olmak için devrim yaparak sahip çıktığımız Türkçeye, şimdi de ulus kalabilmek için tutkuyla sahip çıkmak!"

      Berna Özpınar, Cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte hukukta devrim yapıldığını, ancak hukuk dilinin bu devrime koşut olarak değişmemesinin günlük yaşamda birçok sıkıntıya yol açtığını belirterek, bugün artık yurtdışı kökenli çeviri yasalarla düzenleme yapıldığını söyledi. Özpınar konuşmasında -özetle- şunları söyledi: "Yasa yapmak aslında bir sanattır; ama hukuk fakültelerinin hiçbirinde böyle bir ders yok. Yasaların yurttaşların anlayabileceği bir dilde yazılması gerekir. Bu nedenle hukukçular değil yasa koyucu yasayı yapar; ama hukuk kavramları barındırdığından yasa yaparken hukukçuya gereksinim vardır. Hukukçular bugün pek çok düzenlemeyi yurttaşla aynı anda öğrenmektedir. TCK’de 'kanunu bilmemek mazeret değildir' diye bir hüküm vardır. Kararların gerekçeli yazılması emredici bir hüküm olmasına karşın kararlar gerekçeli yazılmıyor; bu durum dili kullanmadaki yetersizliğe dayanıyor. Hukukçular da aslında birbirini anlamıyor, sadece yurttaşlar değil..."
      Dördüncü konuşmacı olarak söz alan Şenal Sarıhan sözlerine "Cumhuriyet devrimleri yürürlüğe girmeseydi bugünü bayram olarak kutlayamayacaktık" diyerek başladı ve şöyle sürdürdü: "Susmayı altın sayanların yönetim anlayışıyla yönetiliyoruz. Adalet deyince çoğumuzun arkasından baltasını bilediği günlerdeyiz şimdi. 'İleri demokrasi' diye niteleme yaparak kavramı yozlaştırıyoruz;bu nasıl bir demokrasi? 'İktidarın değil Cumhuriyetin savcıları olsun' diyoruz! Kavramlardaki değişime dikkat etmek gerek... 'Bana dokunmayan yılan bin yaşasın' diyorsak o yılan dilimizi de ortadan kaldırıyor. Susuyorlar, susmayınca 'hayırlara vesile olsun' deniliyor; acaba neden yaşadıklarımız 'hayır' yanıtlarına vesile olmuyor?" Sarıhan, Ceyhun Atuf Kansu'nun 'Bağımsızlık Gülü' şiirini okuyarak dinleyicileri duygulandırdığı konuşmasına "Bayramları bayram edebilmenin yolu dilimize sahip çıkma kararlılığını sürdürmektir" diyerek son verdi.
      Işık Kansu'nun "medyacı değil, gazeteci" diyerek sözü bıraktığı Ahmet Abakay ise konuşmasında -özetle- şunları söyledi: "Siyasetçiler dilini iyi kullanmak zorundadır. Obama da Sarkozy de böyledir. Türkiye’de ise yöneticiler böyle değil; Türkçe konuşmaktan kaçınıyorlar, Türkçeyi sevmiyorlar. Bizi yönetenler, Cumhuriyete karşı ayaklanan düşünce akımının insanlarıdır. Kendi ülkelerinde kendi dillerinden utanmakla övünenlerdir bu kişiler. Nâzım’ın dediği gibi bunlar düşünen insana düşmandır! Yine de umudumu yitirmiyorum."


 
BAŞYAZI
TÜRKÇE SÖZLÜK
YAZIM KILAVUZU
 
     
facebook twitter