AnaSayfa Kuruluş: 22 Nisan 1987
Dil Derneği, Bakanlar Kurulunun 24.07.2002 tarih ve 2002-4812 sayılı kararı ile kamu yararına çalışan dernektir.
 
79. Dil Bayramında "Ortak Dilimiz Türkçeye Saygı!"

      Mustafa Kemal'in başlattığı Dil Devrimiyle özgürleşen Türkçenin bayramını, 79. Dil Bayramımızı kutlama etkinliklerimizin ikinci günü olan 25 Eylül 2011'de, Çankaya Belediyesi ile birlikte Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezinde düzenlediğimiz “Ortak Dilimiz Türkçeye Saygı!” başlıklı kurultay yapıldı.
      Sunuculuğunu Aslı Gökdemir Tekeli'nin üstlendiği kurultay, derneğimizin Onursal Başkanı Prof. Dr. Şerafettin Turan'ın konuşmasıyla açıldı. Turan, Türkçenin ve Türk Dil Kurumu'nun tarihinden söz ettiği konuşmasını bitirirken şöyle diyordu:

      "Ekonomik ve kültürel sömürüyü perdeleyen küreselleşme simidine sarılanların bu gerçekleri göz önüne alarak ortak dil Türkçeye saygı göstermelerini dileriz." (Açış konuşmasının tümü için tıklayınız.)

YEREL YÖNETİMLER VE TÜRKÇE

      Kurultayın ilk bölümünde ağırladığımız belediye başkanları, derneğimizin Astbaşkanı Prof. Dr. Necdet Adabağ'ın yönettiği "Merkezi Yönetim Türkçeye Duyarsız, Yerel Yönetimler Ne Yapmalı?" başlıklı oturumda belediyelerin sorunlarıyla Türkçenin sorunlarının iç içe geçtiğini gösteren örnekler sundular.
      Konak Belediye Başkanı Hakan Tartan düşüncelerini şöyle aktardı: "Kültür ve sanatın önemli bir değer ve güç olduğu unutturulmak isteniyor. Buna karşı tiyatro, opera gibi etkinliklerle, açıkoturum ve çalıştaylarla savaşımı sürdürüyoruz. Özellikle bizim gibi ilçe belediyelerinin görevi çok sınırlandırılmış olduğundan kadınları bağımsızlaştıran sosyal projeler yapıyoruz, çocukları kurslarla eğitme çabası içindeyiz. Yazarlık kursumuz var örneğin, doğru Türkçe öğretmeye çalışıyoruz. Güzel konuşma gibi kurslarla bu konuda yeterliği sağlama yanında ulusal, çağdaş değerleri de kazandırmaya çalışıyoruz. Biz Türkçeyi savunmaya, demokrasi ve insan hakları savaşımı vermeye devam ediyoruz. Hepsinin ötesinde İzmirlilik yaparak şunları söylemek isterim: Biz simide gevrek, incire yemiş, milli şefe 2. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, Kemal Efendiye Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk demeye devam ediyoruz."

      Çankaya Belediye Başkanı Bülent Tanık ise konuşmasında şunları dile getirdi: "Siyasette dilin iki işlevi var: Biri toplumu kaynaştırmak, diğeri dili toplumsal güce dönüştürmektir. Siyasetçi ikinci işleve dayandığında daha bağımsızdır, ilk işleve dayanınca

                Bülent Tanık, Necdet Adabağ, Hakan Tartan

daha tutucu bir tavır içine giriliyor. Bugünün dünyasında toplum yalnızlaştırılıyor, içine kapanık hale getirilerek bozuluyor. (...) Türkçe konusunda söylenenler ile yapılanların birbirini tutmadığı bir ortamda yerel yönetimlerin en temel sorumluluk alanlarından biri bilinçli bir toplum yaratmaktır. Bilinç oluşturma yolunda insan değerlerini seçiyoruz. Çağatay Türkçesini değil Türkiye Türkçesini seçiyoruz. Bilinç oluşturmanın yolu insanlara ulaşmak ve anlatılanların benimsenmesini sağlamaktır."

BİLİMDE, SANATTA TÜRKÇE

      Bilimde, sanatta Türkçenin irdelendiği, Yazar Ataol Behramoğlu ile Bilimci Prof. Dr. Bektaş Açıkgöz'ün katıldığı "Türkçe, Bilim ve Sanat Dili Olarak Gelişmesini Sürdürüyor" başlıklı oturumu, derneğimizin Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Kaya Türkay yönetti. Türkay, oturumu açarken şunları söyledi:

  

      "Araplar 'terim' sözcüğüne karşılık olarak 'ıstılah' sözcüğünü bulmuş; çünkü ıstılah 'sulh'tan geliyor. Bu, bir alanda kullanılan kavram üzerinde o alanda çalışanların uzlaşması anlamını taşır.

       Ataol Behramoğlu, Kaya Türkay, Bektaş Açıkgöz

      Bu tanımlama, bizde neden terim kargaşası olduğunu da açıklıyor. Bizde uzlaşma sağlanmıyor. Hukuk, tıp ya da teknik alanlarda terimlerin Türkçeleştirilmesi konusunda yeterli ilerleme sağlanamadı. TDK, 60 kadar terim sözlüğü yayımlamıştır. Tıbba henüz girememiş, hukuk terimleri yeterince ele alınmamıştı. Uzlaşma sağlama çalışmaları başlamışken 1980 darbesiyle bu çalışmaların önü kesilmiş oldu."
      Ataol Behramoğlu, yazın ve çeviri konularını ele aldığı konuşmasında -özetle- şunları söyledi: "Türk şiiri dünya şiirinde önemli bir güce sahiptir. 20. yüzyıl şairleri halk şiirinden etkilendi ama bunun ötesinde 20. yüzyıl şiirinin başarısının nedeninin Türkçe dehası olduğunu düşünüyorum. 'Geldiğimde oradaydı' sözünü başka dillerde yedi sekiz sözcükle açıklayabilirsiniz. (...) Sanatçı olarak, çağdaş bir Türk şairi olarak dilimi nasıl geliştiriyorum, tarama sözlükleri başucu kitaplarımdır. Orada muazzam bir hazine var. Sözcük türetirken bir kökü çok fazla kullanıp tahrip etmemek gerekiyor, tek sözcüğe yüklenilemez. Kulak rahatsızlığı yaratabiliyor. Çok güçlü, zengin bir dilimiz var; ama sanatta tutucu olmamalıyız. Eski TDK çok iş yapmıştır; ama gerçek de şu ki dil bir siyaset işidir."
      Bektaş Açıkgöz, bilimde Türkçenin kullanımına ilişkin tarihsel bilgi aktardığı konuşmasında -özetle- şunları dile getirdi: "Bilimde Türkçenin sorunlarına baktığımızda üç temel konu var: SCI olarak adlandırılan uluslararası yayın dizini, TÜBA’nın başına gelenler ve yabancı dilde eğitim. (...) 1933 Üniversite Reformu ile yurtdışından öğretim üyeleri kabul edilerek üniversitelerde eğitim sürdürülmüştür. Bu kapsamda Alman öğretim üyelerine şu koşullar getirilmiştir: Üç beş yılda Türkçe öğrenilecek, Türkçe ders kitabı yazılacak. Bu koşullar o zamanlarda bilim dili olarak Türkçeye nasıl bir değer verildiğini ortaya koymaktadır. YÖK kurulmadan önce bilimsel ilerleme doktora, doçentlik, profesörlük tezleriyle ölçülürken YÖK kurulduktan sonra uluslararası yayın dizinlerinde yer alan yayınlarla ölçülür olmuştur. (...) TÜBA’nın bakanlığa bağlanmasını öngören KHK çıktığında TDK’nin kapatılması ve belediye meclisinin fay hattının yerini değiştirme konusunda ileri etkili aldığı karar aklıma geldi. Yabancı dilde eğitim de diğer bir önemli sorundur. Bugün yargı kararları ile varılan sonuç şudur: Türkçe eğitim verilen programlarda zorunlu hazırlık sınıfı açılamaz. Bu kararı aşmak için üniversiteler tümüyle ya da %30 gibi oransal olarak İngilizce eğitimi kabul etmiştir."

DİLSİZLEŞEN TV'LER, RADYOLAR, GAZETELER

      Dil Derneği Başkanı Sevgi Özel ile Çağdaş Gazeteciler Derneği Başkanı Ahmet Abakay'ın katıldığı "TV’ler, Radyolar ve Gazeteler Dilsizleşiyor mu?" başlıklı son oturumda kitle iletişim araçlarında dil kullanımı ele alındı.
      Sevgi Özel, dilsizlikten kurtulmayı vurguladığı konuşmasında şunları söyledi:

                            Ahmet Abakay, Sevgi Özel

      "Anayasada yer alan ant içme maddesi 59 sözcükten oluşmaktadır. Doğru okuyabilen milletvekillerinin sayısı çok azdır. Ömer Asım Aksoy, sunucuların bile doğru vurgulayamayacağını söylemiştir. Türkçe için doğru olmayan bir tümcedir ama laik, egemenlik gibi sözcükler doğru seslendirilebilir. Ortaçağda gezinen bir meclisimiz var ne yazık ki… Genç insanlara ne verirsek onu alıyoruz.
      Tahliye, keyif, kayıp gibi eski sözcüklere merak sardı genç insanlar ve bu arada genç muhabirler. ‘Kaybetmek’ sözünü ‘kayıp etmek’ diye, ‘zehretmek’ sözünü ‘zehir etmek’ diye yazıyorlar TV’lerde. Dini vecizelerini yerine getirmek diye okuyor muhabir. ‘Uzman köpekler de olay yerinde’ diye haber veriliyor. ‘Uzman köpek’ olur mu düşünülmüyor. ‘Tahliye oldu’ diye kullanılıyor, bunun yerine ‘boşaltılmak’ ya da ‘serbest bırakılmak’ kullanılabilir. Diyelim ki tahliye kullanılacak, ‘tahliye edildi’ diye kullanılabilir. Habercilerin masalarında sözlük göremiyoruz, bazılarında ise TDK’nin sözlüğü var; böylece baştan yitiriyorlar. ‘Şûra’ sözcüğü de moda oldu, muhabirler bunu ‘şura’ diye okuyor. Nedeni sorulduğunda da ‘düzeltme imi kaldırıldı ya’ diyorlar, oysaki kaldırılmadı. Türkçe, yazıldığı gibi okunan değil, büyük ölçüde yazıldığı gibi okunan bir dildir. Yayınevlerinde yapıtları yayına hazırlayanların işi de zor, herkes farklı farklı yazıyor ve bunu biçem sanıyor. Kesme imini kullanamıyoruz. Televizyonun altyazısında Erdoğan ailesinin nereye gittiğinin bilinmediğinden söz edilirken aynı televizyonda aynı haber bülteninde üç farklı biçimde yazıldığını gördüm: Erdoğan’lar’ın nereye gittiği…, Erdoğan’ların nereye gittiği…, Erdoğanlar’ın nereye gittiği… (…) Hasan Pulur, Cüneyt Arcayürek kuşağı dilini iyi kullanan bir kuşaktı. Genç gazeteciler dilsizlikten iyi okur olarak kurtulabilir. Niye ‘basın yayın’ yerine ‘medya’ diyoruz? Basın yayın kuruluşları kentlerin dışına çıkıp kulelere, plazalara yerleştikten sonra bizden uzaklaştı. Doğru bulmadıklarımıza yurt bilinciyle tepki göstereceğiz. Düşüncelerimizi örgütlerimizle tepkiye dönüştüreceğiz. Yabancı ülkelerdeki yabancı çocuklara neden Türkçe öğretip ülkemizdeki çocuklara neden Türkçe öğretmediklerini düşünmek gerek…"
      Ahmet Abakay, "Ne ekersen onu biçersin" diye başladığı konuşmasını -özetle- şöyle sürdürdü: "Bakan kendi dilini koruyamıyor. Bu suç değil; ama ayıp! Çünkü hayran kaldığı dil Türkçe değil. 1980 darbesi, Madımak’ta aydınların yakılışı gibi tarihimizde utanç duyulacak olaylar vardır. Basın sadece dilsiz değil, aynı zamanda görmüyor, duymuyor, yazmıyor. Daha önce Özal’a, şimdi de AKP’ye yakın duran gazeteciler artık neyse ki kendilerine solcu demiyor, liberal vs. diyorlar. Dildeki arılaşmanın öncüleri arasında gazeteciler yanında politikacılar da olmalıdır. Her ülkenin politikacısı kendi diline sahip çıkar, saygı duyar. Bizimkiler Türkçeyi sevmiyorlar. Cumhuriyeti sevmediler çünkü. Şaşırtıcı bir şey değil bu; iktidar medya ilişkisinde düşünce suçları her zaman önemli bir yer tutmuştur. Zeynep Altıok Madımak nedeniyle çok konuştuğu için Doğuş Üniversitesi tarafından işine son verildi. Özgürlüğün kalesi olması gereken üniversitelerde yapıyorlar bunu. Terör saldırısında ölen kişiler için 'üç adet bilinmeyen şahıs' diye konuştu bakan. (...) Yazarları örnek almamak en büyük kazanç bugün, el yordamıyla gitseniz daha iyi… Sorun ideolojik, iktidarla ilgili… 'Benim sendikalarım, benim ordum, benim medyam, benim devletim, benim radyom' diyor, yakında 'benim anayasam' da diyecek."


 
BAŞYAZI
TÜRKÇE SÖZLÜK
YAZIM KILAVUZU
 
     
facebook twitter