AnaSayfa Kuruluş: 22 Nisan 1987
Dil Derneği, Bakanlar Kurulunun 24.07.2002 tarih ve 2002-4812 sayılı kararı ile kamu yararına çalışan dernektir.
 
Beşir Göğüş 96 Yaşında (11 Şubat 2011)

     Dil Derneği Beşir Göğüş Türk Dili ve Eğitimini Geliştirme Ödülü 11 Şubat 2011'de, Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezinde yapılan törenle Yard. Doç. Dr. Necmi Akyalçın’a verildi.
     1999 yılındaki Yalova depreminde eşi ve kızıyla birlikte yaşamını yitiren derneğimizin kurucu üyesi Dilci, Eğitimci Beşir Göğüş adına düzenlenen ödül, 2000 yılından bu yana Beşir Göğüş’ün doğum günlerinde (12 Şubatlarda) verilmektedir.
     Beşir Göğüş’ün 96. yaş gününde gerçekleştirilen törene, depremde yaşamlarını yitiren Beşir Göğüş, eşi Cemile Göğüş ve kızı Sezen Göğüş anılarak başlandı. Beşir Göğüş’ün özgeçmişinin sunulmasını gitar sanatçısı Eren Süalp’in dinletisi izledi.

  

     Törende konuşan Beşir Göğüş'ün kızı Dilek Göğüş Ülgüray, babası adına bu yıl 11. kez düzenlenen ödül için 7 değerli yapıtın başvurduğunu belirterek, “Gösterilen ilgi beni çok mutlu etti. Güzel Türkçemizin yabancı sözcüklerle kirlenmesi, Türkçesi varken yabancı sözcüklerin kullanılmasının bir ayrıcalık, üstünlük gibi görülmesi karşısında, dilimizin var olan zenginliğine sahip çıkmanın ne denli önemli olduğunu vurgulamak isterim” dedi.

     "Türkçemizin İncileri Atasözlerimiz/Tanıklı Sözlük" adlı dosyasıyla 2011 yılındaki ödüle değer görülen Yard. Doç. Dr. Necmi Akyalçın, ödülünü Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Genel Başkanı Tansel Çölaşan’dan aldı. Çölaşan, ADD Çanakkale Şubesi Başkanı olan Akyalçın’ın ödül almasından dernekleri adına mutluluk duyduklarını söyleyerek, “ADD, dilimizin de korunması gerektiği noktasında Dil Derneği’yle aynı düşüncelere sahiptir. Tam bağımsızlık için dil de bağımsız olmalıdır” dedi.

   

     Necmi Akyalçın, Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün dünyaya örnek olacak şekilde Türk diline sahip çıktığını söyledi. Beşir Göğüş ile tanışmasının 1988-89 yıllarında olduğunu belirten Akyalçın konuşmasını şöyle sürdürdü:

     “Öğretmenlik yaptığım Anadolu Öğretmen Lisesinde bir komisyonda bulunuyordum. Komisyonda önümüzdeki eğitim öğretim yılında 6, 7 ve 8. sınıflarda okutulacak Türkçe kitabı seçilecekti. O dönemde Türkçe diline yoğun bir saldırı söz konusuydu. Okullara yasak sözcükler listelerinin gönderildiği bir dönemdi. Bu ortamda seçilebilecek Türkçe kitaplarını incelerken Beşir Göğüş'ün hazırladığı kitapla karşılaştım. O anda karar vermiştim, Türkçe sözcüklerden oluşan bu kitap seçilmeliydi. Komisyondaki üç arkadaşımı ikna etmek için çok uğraştım ve bunda başarılı oldum. Aradan yıllar geçtikten sonra, 23 yıl sonra Beşir Göğüş anısına verilen bu ödülü aldığım için büyük gurur duyuyorum. Beşir Göğüş, sen rahat ol; Türkçemizin özleşmesi çabamızı başarıyla sürdüreceğiz!”

Ortak Dilimiz ve Özgürlükler

     Anma törenimizde, derneğimizin başkanı Sevgi Özel'in yönettiği "Ortak Dilimiz ve Özgürlükler" başlıklı açıkoturum yapıldı. Prof. Dr. Ahmet Kocaman ve Prof. Dr. Sedat Sever ve YARSAV kurucu Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu'nun konuşmacı olarak katıldıkları açıkoturumda ilk sözü alan Sevgi Özel şöyle konuştu:
     “Beşir Göğüş çalışma arkadaşımdı. Onu, eşini ve kızını sevgiyle anıyorum. Ülkemizi kirletenlere karşı savaşım vermek zorundayız. Sorunların tersten konuşulduğu bir dönemdeyiz. Ülkemizdeki kimi gazeteciler her şeyi biliyorlar, her konuda uzmanlar; sürekli onlar konuşuyorlar. Onlara göre baskılanan tek dil Kürtçe. Türkçe özgür mü? Ulusal gelirden hakça pay almak için, ulusal gönenci artırmak için birbirimizi anlamamız, doğru iletişim kurmamız gerekir. Türkçe üzerinde öylesine baskı vardı ki TRT’nin yasak sözcük listelerinde benim soyadım ‘özel’ de vardı. Günümüzde okullarda öğretmenler “Ecevit Türkçesiyle konuşma” diye uyarılıyor; bu, Türkçeye baskıdır! Her olanak bulan Türkçeye veryansın ediyor. Türkçe ancak gericilikten kurtulduğumuzda, halkımız ortak dil Türkçeye sahip çıktığında kurtulur. Emile Zolalar ancak Atatürk’le, Türk Devrimiyle kavgalı olanlardan ödül almayanlardan çıkabilir.”


 Ahmet Kocaman, Sevgi Özel, Ömer Faruk Eminağaoğlu, Sedat Sever

     Prof. Dr. Ahmet Kocaman konuşmasında ortak dilin önemini vurgulayarak şöyle dedi: “Beşir Göğüş’ün anısına saygıyla söze başlıyorum. Ortak dil konusunu sorumluluğumuz olarak algılıyorum. Türkçe, Anadolu insanının, Yunus Emre, Pir Sultan Abdal, Karacaoğlan’ın, halk bilgelerinin sesidir. İşgalcilerin yok etmek istedikleri ilk gerçeklik dildir, ortak dildir. Dil, düşünce, dünya görüşü birbiriyle ilişkili olgulardır.
     Ortak dil, bireysel dil kullanımına engel değildir. Kişisel özgürlükler en vazgeçilmez insan haklarıdır. Ancak ortak dil Türkçenin varlığını korumak ve geliştirmek bir gerekliliktir. Ortak dile mutlaka sahip çıkılmalıdır. Osmanlı döneminde de Türkçe halkın ortak dili olmuştur. Türkçemize sorumluyuz. Eğitimde Türkçe önemsenmemektedir. Üniversite düzeyinde hâlâ temel Türkçe öğretilmeye çalışılıyor. Yabancı dille eğitim-öğretim özendiriliyor. Bilgi, bilinç düzeyine çıkamıyor. Kitle iletişim araçlarında Türkçeye özensizlik sürmektedir. Batı kökenli, Arapça, Farsça kökenli sözcükler şu an konuk gibi olsalar da böyle sürerse, yakında Türkçeyi öteleyebilirler. Türkçe öğretimi okullarda yalnızca Türkçe dersiyle sınırlı tutuluyor. Köy Enstitülerinde böyle değildi. Biçimsel bir Türkçe öğretimiyle yetinilmemelidir. Ortak dilin kullanımına ilişkin çevremize duyarlılık kazandırmalıyız. Ortak dil kültürdür, düşüncedir. Çağdaş Türkiye ülkümüzün temel dayanağıdır. Geleceğimizdir, özgürlüğümüzdür.”
     Konuşmasında ortak dile ilişkin olarak diğer ülkelerdeki örneklerle, uygulamalarla ilgili önemli bilgiler veren Prof. Dr. Sedat Sever şunları söyledi:“Beşir Göğüş’ü sevgiyle anıyorum. Bir toplum bilimde, sanatta gelişme sağlayabilmek için okuma, anlatma ve anlama becerileri gelişmiş bireylere sahip olmalıdır. Dil yalnızca iletişim aracı değil, düşünme aracıdır. Düşünmeyle kavramsal gelişim arasında güçlü ilişki vardır. Prof. Dr. Bedia Akarsu ‘açık konuşabilen insan açık düşünebilir’ der. Her dilin düşünceyi oluşturan ve aktaran birikimi vardır. Prof. Dr. Cem Eroğul, toplumların görevinin anadilini korumak, yaşatmak olduğunu vurgular. Ulusçuluk, anadilinin geliştirilmesini gerektirir. Türkçe devlet dilidir, yurttaşların ortak anlaşma dilidir. Yurttaşların anadilini yaşatmalarına da destek verilmelidir.
     Avrupa Birliğinde 23 resmi dil, 60’ın üzerinde de dilsel azınlık bulunmaktadır. İkidillilik teriminin anlamı belirsizdir, anlamı üzerinde kesin bir görüş oluşmuş değildir. İkidilli, yaşamında iki dili kullanabilen kişi anlamına gelir. Anadilinin yitirilmesinin nedeni, anne babanın çocukla anadilinde iletişim kurmayı bırakmalarıdır. İkidillilik, anadilinin, çoğunluğun diline doğru çekilmesinden de kaynaklanabilir.
     Avrupa’da anadiliyle eğitime bir örnek, bir uygulama yoktur. Çiftdillilik konusuna Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihsel kuruluş ilkeleri göz önüne alınarak yaklaşılmalıdır. Sevgi Özel’in Çağdaş Türk Dili dergisinin Şubat 2011 sayısında yayımlanan yazısını ilgililere öneriyorum.
     Resmi dil Türkçedir. Ortak dil; ortak aklın, bilginin , sağlığın, hakça pay alma aracıdır. Ortak dil zayıflarsa, sözkonusu olguların elde edilmesi, yaratılması da zayıflar. Birey topluma bağlıdır; ortak dil ise toplumsal gücü sağlar. Ataol Behramoğlu’nun belirttiği gibi, dilimizin boynundan kemendi çıkarmak görevimizdir. Anadolu insanı Türkçeye büyük emek vermiştir. Anadilimiz Türkçeyi koruyup geliştirmenin yanı sıra her yurttaşın anadiline de saygıyla yaklaşmak, yaşatmasına destek olmak gerekir.
     Belçika, dille ilişkili bir ayrışma örneğidir. Fransa’da yetmişin üzerinde dil konuşulmasına karşın resmi dil Fransızcadır. Yunanistan’da anadilinde televizyon yayınlarının %25’inin Yunanca olması, Yunanca altyazı konulması zorunluluğu vardır. Öte yandan yine Yunanistan’daki Türklerin, Yunanca ve Türkçe okuduğunu anlama oranı çok düşüktür.”
     Ömer Faruk Eminağaoğlu ise ortak dil olgusunun tüze alanındaki durumunu açıkladı. Eminağaoğlu şöyle konuştu: “Beşir Göğüş’ün anısı önünde saygıyla eğiliyorum. Akyalçın’ı kutluyor, katılımcılara saygılar sunuyorum. Ortak dilimiz Türkçe resmi dil olarak 1924 Anayasasına konmuştur. 1982 Anayasasının 3. maddesinde durum belirsizdir; 26. ve 2. maddelerde ifade özgürlüğü bağlamında kanunla yasaklanmış dil kavramı getirilmiş, Türkçeye karşı yapıların güçlenmesine neden olunmuştur.
     Siyasal Partiler Yasasında 1983’ten önce dille ilgili bir düzenleme yer almamıştır. Lozan Anlaşmasıyla ilişki kurulma çabaları vardır. Oysa Lozan Anlaşmasında azınlık kavramı dinle ilgilidir. Bu nedenle başka dili konuşanların azınlık sayılması olanaksızdır.
     Birleşmiş Milletler mevzuatında azınlıkların anlaşmayla saptanması gerekmiyor, bireyin kendini nasıl duyumsadığı yeterlidir ama Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş ilkelerinde böyle bir olgu yok. Ülkemizin kuruluş süreciyle uyuşmuyor.
     Çiftdillilik 1980 darbesi sonrasında ortaya çıkan bir tartışmadır. Siyasal Partiler Yasasındaki düzenleme Türkçeye karşı işletiliyor.
     İnsan Hakları Sözleşmesi mahkemelerdeki dili esas alıyor. Mahkemede birey, kullanılan dili, ortak dili yeterince biliyorsa, buna göre birey bu dili, yani ortak dili kullanmak zorundadır. Avrupa’da mahkemelerdeki dil her zaman resmi dildir, ortak dildir. Ancak kişi kendini ifade edemiyorsa devlet onun için bedava çevirmen tutarak sorunu çözmekle yükümlüdür.
     Türkiye’de yurttaşlık için Türkçeyi yeterince bilme koşulu aranmasına karşın Türkçe eğitiminde, ortak dilin öğretiminde gerekli özen gösterilmemektedir. Bu konuyu düzenleyen yasa var; ama uygulama yok.
     Türkçeyle ilgili bir diğer alan olan inanç ve ibadet alanında da 1980 darbesiyle din adamları kamu görevlisi sayıldı. 1933 yılında ezanın Türkçe okunması zorunluluğu kaldırılınca, inanç ve ibadet dili Arapçaya dönüşmüştür. Türkçe düşünülmeyen bir ortamda inanç ve ibadet sürdürülmektedir.
     Günümüzdeki tutuklamaların kaç yıl olacağı tartışması da yasa dilinin belirsizliğiyle, anlaşılmazlığıyla ilgilidir. Bu durumda yorumlar 10 yıl tutuklamaya kadar gidiyor. Yasaların dilindeki karmaşıklık hukukçuları tartışmaya itiyor.
     Her zaman öz Türkçe kullanmaya çalıştım. Bu nedenle mahkemenin savyazımda kullandığım 'kıygın' sözcüğünün anlamını sorduğu bile oldu.”
     Ödülü kazanan Dr. Necmi Akyalçın’ı kutluyor, etkinliğimize coşkuyla katılan dilseverlere, üyelerimize teşekkür ediyoruz.


 
BAŞYAZI
TÜRKÇE SÖZLÜK
YAZIM KILAVUZU
 
     
facebook twitter