AnaSayfa Kuruluş: 22 Nisan 1987
Dil Derneği, Bakanlar Kurulunun 24.07.2002 tarih ve 2002-4812 sayılı kararı ile kamu yararına çalışan dernektir.
 
Sorularınız ve Yanıtları

      Dilseverlerin Dil Derneği'ne ilettiği sorular ve yanıtları aşağıda tarih sırasında (en yakın tarihliden başlayarak geriye doğru) yayımlanmaktadır.


Eylül 2007

Melih Güney, Çanakkale, 28.9.2007
Soru:
Edilgenlik için kullanılan ek ile dönüşlülük eki aynı olabilir mi? Edilgenlik eki yalnızca (l) değil midir? (n) bir eylemi dönüşlü yapmıyor mu? Bazı yerlerde edilgenlik anlamını her iki ekin de karşıladığı yazılıyor. Özne eylem ilişkisinde başka bazı ekler de edilgenlik anlamı çağrıştırabilir. Karıştırılıyor mu? Örneğin, "kazınmak" fiili kimilerine göre zaten edilgen bir fiil, bunun edilgeni olamaz. Bense bunun edilgen olmadığını, "kazınmak" fiilinin edilgen biçiminin "kazınılmak" olduğunu düşünüyorum. Doğru mudur? Yanıtınız ve vereceğiniz bilgi ve okuma kaynakları için şimdiden teşekkür ederim. Saygılarımla.
Yanıt:Türkçede edilgenlik kavramının bu denli karmaşık olduğunu düşünmüyoruz. "Kazınmak" eylemi sözlüklerde de "nesnesiz" olarak belirtilmiştir; "kazınılmak" biçimi zorlamadır. Sözcükleri tek tek değil, kullanıldıkları tümce içindeki işlevlerine göre değerlendirmeniz gerekir. Kimi ekler, kullanım yerine göre sözcüklere yeni anlamlar katar. "Sevinmek, yorulmak, alışmak" gibi dönüşlü çatı kurmaya yarayan eklerden "-l" ve "-n", kimi kez de edilgen eylemler oluşturur. Bu konu pek çok yapıtta ele alınmıştır.

Temmuz 2007

Adem Yıldızer, İstanbul, 12.7.2007
Soru:
İyi günler. Türkçe dilbilgisinin bir kuralı olan; Türkçe sözcüklerin sonunda b, c, d, g, ünsüzleri yerine bunların sert karşılığı olan p, ç, t, k, ünsüzleri bulunması kuralının Osmanlıca sözcükler için de geçerli olup olmadığını öğrenmek istiyorum. Örneğin, asılları “kitab, ilac” olan sözcükler bu kural uyarınca Türkçe sözlüklerde “kitap” ve “ilaç” olarak yer bulabilmekte. Türkçe dilbilgisinin bu kuralı, Osmanlıca sözcükler için de geçerli midir? Yani Osmanlıca sözcükler de son harfleri b, c, d, g ile bittiğinde son harflerini p, ç, t, k,'ye dönüştürmek zorunda mıdır? Yine bir başka açıdan Osmanlıcada yer alan Arapça ve Farsça kökenli sözcüklerde bu kural geçerli olmazken, Türkçe kökenli sözcüklerde mi geçerli olabilmekte? Ya da bu kural Osmanlıcada geçerli değil midir? Yani söz konusu kitap sözcüğü yalnızca günümüzde kullanılan Türkçeye dayalı sözlüklerde mi bu haliyle yer alabilmektedir? Bir Osmanlıca sözlükte “kitab” olarak, yani Türkçeleştiği ilk haliyle yer alabilen bu sözcük, Türkçe bir sözlükte kesinlikle “kitap” olarak mı yer almak zorundadır? Bu kuralın geçerli olduğu, Türkçenin tarihsel sürecindeki zaman dilimi hangi yılları ya da yüzyılları kapsamaktadır? Örneğin bir sınıflandırmaya göre Yeni Türkiye Türkçesinin başlatıldığı 1908 yılından günümüze uzanan Türkçe için mi bu kural geçerli olabilecektir? Bu konularda beni bilgilendirmenizi rica eder, teşekkürlerimi sunarım.
Yanıt:Arapça ya da Farsçadan dilimize yüzyıllar önce giren sözcükler, zamanla Türkçe söylenişe uymuştur. Kuşkusuz Osmanlıca sözlüklerde bu tür sözcüklerin özgün biçimi, Türkçe sözcüklerde de Türkçenin ses uyumlarını yansıtan yaygın biçimleri yer alacaktır. Bu tür sözcükler dilimize aynı zamanda girmemiştir; kimi daha önce kimi daha sonra kullanılır olmuştur. Ayrıntılı bir kökenbilgisi sözlüğü yaptığımızda hem Türkçe, hem de yabancı sözcüklere ilişkin ayrıntılı bilgiler edinebileceğiz.

Haziran 2007

Serkan Ensoner, İzmir, 25.6.2007
Soru:
Ailemden öğrendiğim ve benim de zaman zaman kullandığım bir deyim var: "kimden kötü". "Hiç yoktan iyidir" gibi bir anlamda kullanıyoruz. Mesela, "Ayda 100 YTL gelse kimden kötü!" Bu tür bir kullanım dilimizde geçerli midir?
Yanıt:"...kimden kötü" gibi bir anlatım halk arasında kullanılmaktadır. Belirttiğiniz anlamıyla kuşkusuz geçerli bir kullanımdır.

Nisan 2007

Sedat Aydın, Isparta, 16.4.2007
Soru:
OKS kısalmasının okunuşu "okese" mi "okase" yani "k" sesi "ke" şeklinde mi okunmalı "ka" şeklinde mi, hangisi doğru?
Yanıt:OKS kısaltması, “okese” diye okunmalı. Harflerin nasıl okunacağı Harf Devrimi yasasında belirlenmiştir; ayrıca kısaltmaların nasıl okunacağı da kılavuzumuzda anlatılmıştır. Yazık, yanlış seslendirmeler yaygınlaşmaktadır.

Özhan Can, İstanbul, 3.4.2007
Soru:
"Bir yargı oluşturulurken (tümce içinde), anlatımın gereği olarak “gelmemezlik, yapmamazlık…” gibi sözcüklerle “gelmezlik, bilmezlik,” gibi sözcükler de kullanılmaktadır. Ancak bu tür sözcüklerin “Ben yokken eve barka bakmamazlık yapma!” örneğinde olduğu gibi kimi kez “-mamazlık” biçimi, kimi kez “Hadi, bilmezlikten gelme!” gibi “-mezlik” biçimi anlatımı daha anlamlı kılmaktadır. " Bir soruya verdiğiniz bu cevapta eksiklik olduğunu belirtmek isterim. Türkçede fiillere gelen zaman ekleri mastar eki çıkartıldıktan sonra gelir. Örneğin gelmek + (i)yor -> geliyor. Olumsuzluk eki ve mastarlı hali gelmemek olan fiile de zaman eki getirdiğimizde de mastar eki atılır."Gelmez" kelimesi de böyle oluşmuştur. "Gel-" fiilinin olumsuz geniş zamanlısı olan bu sözcüğün "gelmemezlik" olarak kullanılması mastardan sonra ekin getirilmesinin bir sonucudur. Bu yüzden yanlıştır. Bunu artık kanıksamış olduğumuz için ne yazık ki fark etmiyoruz. "Bakmazlık"ta da bu böyledir.
Yanıt:Daha önce verdiğimiz yanıtı yinelemekle yetineceğiz.

Semra Tosun, Ankara, 3.4.2007
Soru:
"İnternet" kelimesi TDK'nin imla kılavuzunda büyük harfle başlıyor, doğru mu? Kelimeye gelen ekler nasıl yazılır? Tarihlerde ay isimleri büyük harfle yazıldığı halde (Örn: 13 Nisan) gelen ekler ayrı yazılmıyor, doğru mu? "Basmayazı" birleşik mi ayrı mı yazılacak? Türkiye'm, Türk'üm, Türkiye'si gibi yazımlar doğru mu? Doğru ise, o zaman Türkçemiz, Türkçesi ayrılmıyor TDK'de, doğru mu? Osmanlı Dönemi, Cumhuriyet Dönemi, Osmanlı Dönemi Türk Edebiyatı büyük yazdığımız halde "21'nci yüzyıl"ın baş harfi küçülmüş, doğru mu? Cennet, cehennem kelimeleri neden küçük yazılıyor, doğru mu? Dünya, güneş gibi kavramlar neden sadece coğrafi konularda büyük yazılıyor? Başkan vekili derken ayrı, milletvekili derken neden birleşik yazıyoruz? İmlada olmayan her şey ayrı yazılır mantığı doğru mu? Tülay Hanım yazarken Hanım'ın baş harfi büyük ve gelen eki ayırıyoruz, ama Tülay abla derken küçük harfle yazıyoruz yeni TDK'ye göre doğru mu? Yeni TDK Yazım Kılavuzunda, noktalı virgülün kullanım alanı çok fazla sınırlandırılmış, doğru mu?
Yanıt:“İnternet” özel addır; ne ki artık bilgisayar gibi tür adına dönüşmüştür. Bu nedenle Dil Derneği olarak biz “bilgisunar” kullanıyor ve ilk harfini küçük yazıyoruz. “Basmayazı” bileşik yazılır. “İmlada olmayan her şey ayrı yazılır” gibi bir kural yoktur.

Sorularınıza doğru yanıtlar bulmanız için derneğimizin Yazım Kılavuzu’na bakmanızı öneririz, s.35-41 arasında ayrıntılı bilgi verilmiştir. Resmi TDK’nin yerleşmiş kurallarla bir değil, birçok kez oynadığı, 1985-2005 arasındaki TDK kılavuzları incelendiğinde görülecektir. Sizin sorularınızın kimi de bu zaman diliminde değişime uğramıştır. Elinizde hangi baskının olduğunu bilmiyoruz; ama bu kuralların hiçbiri yeni değil; resmi TDK her baskıda bir şeyleri değiştirdiği için, herkesin kafası karıştı.

Mart 2007

A. Yılmaz, Adıyaman, 14.3.2007
Soru:
"Kapamak" ve "kapatmak" sözcüklerinin anlamı aynı mıdır?
Yanıt: Bu sözcükler, derneğimizin sözlüğünde şöyle tanımlanmıştır:

kapamak (-i) 1. Bir açıklığı örtmek için, bir şeyi, açık yerin üzerine getirmek: Sandığı kapamak. Dolabı kapamak. “Saçlarının bir bölümü yüzünü yarı yarıya kapamıştı.” -Füruzan. 2. Bir şeyin görünmesine engel olmak: Yanda uzattığı saçlarıyla tepesindeki açıklığı kapıyor. Bu yapı manzarayı kapadı. 3. Geçişi engellemek: Çığ nedeniyle yol kapandı. 4. Tıkamak, içini doldurmak: Çukuru kapamak. 5. (Su, elektrik v.b. için) Gelişini kesmek, işleyişini durdurmak: Doğalgazı kapamak. Elektriği kapamak. 6. Çalışamaz, görev ve iş yapamaz duruma getirmek: Fabrikayı kapamışlar. Gazeteyi kapadılar. 7. Bedeni ya da bedenin bir bölümünü örtmek. 8. Üzerinde durmamak, bir şey üzerinde konuşmayı bırakmak: O konuyu kapayalım. 9. Bir yere sokup dışarı çıkmasına engel olmak, hapsetmek: Suçluları cezaevlerine kapamak. 10. Ortalıktan alıp saklamak: Vurguncular kumaşları kapamışlar. 11. Karşılamak, denk gelmek: İkramiye bile borçlarımı kapamadı. 12. Bir açığı, boşluğu, eksiği alınan önlemlerle istenilen duruma getirmek: Ülkenin doktor açığını kapamak.

kapatmak (-i) 1. Kapamak. 2. Yolsuz olarak bir malı değerinden aşağı bir karşılıkla elde etmek: “Evvelki hafta mühendis İlhami Beyle karısı çok güzel bir bambu takımı kapattılar.” -H. Taner. 3. Bir kadınla nikâhsız yaşamak. 4. Yayınını yasak etmek, yayınına son vermek: Bir karikatür nedeniyle gazeteyi kapattılar.

Görüldüğü gibi bu sözcüklerin ilk anlamları aynıdır; ancak örnekler incelendiğinde aralarındaki ince ayrım görülmektedir.

Talat Çelebi, İzmir, 7.3.2007
Soru:
Engelli ve özürlü kelimeleri arasında nasıl bir anlam farkı vardır? Kişiler için engelli demek mi doğrudur yoksa özürlü demek mi? Sağ olun.  
Yanıt:Engelli sözcüğünün sözlüklerde “özürlü” anlamı da bulunmaktadır. Toplumsal duyarlılık gereği, “eksiklik, sakat ya da kusuru olan” yerine “engelli” demeyi yeğliyoruz. Gözü, eli, ayağı olmayan pek insan, olanak tanındığında ya da olanakları zorlayarak kendi yaşamını kurduğunda “özürsüz” olanlar kadar, kimi kez onlardan çok daha fazla sorumluluk taşımaktadır.

Semir Serçe, Antakya, 4.3.2007
Soru:
Kapı mapı, kitap mitap...gibi "m"sesiyle oluşturan ikilemelerdeki ikinci sözcükler tür olarak nedir?
Yanıt:Türkçede ikilemeler türlü türlüdür; her iki sözcüğü de anlamlı ikilemelerin yanı sıra “kapı mapı, kitap mitap, allak bullak, hayal meyal, karman çorman, süklüm püklüm, yarım yamalak…” gibi, ikinci sözcüğü tek başına bir anlam taşımayan pek ikileme vardır; tek başına anlamları olmadığı için tek başına dilbilgisel işlevleri de yoktur.

Şubat 2007

Yalçın Karadeniz, İstanbul, 28.2.2007
Soru:
Büyük harf kullanımı konusunda birkaç sorum olacak. “Dönemin Cumhurbaşkanı İnönü” mü, “Dönemin cumhurbaşkanı İnönü” mü yazmalıyız? “Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi Ali Veli” mi, “Ankara Üniversitesi Öğretim üyesi Ali Veli” mi? “İş Bankası Genel Müdürü….” diye yazıyoruz. Tamlama belirtili olunca nasıl yazacağız? İş Bankası’nın Genel Müdürü” mü, “İş Bankası’nın genel müdürü” mü? “Ali Bey, Ayşe Hanım" mı? "Ali bey, Ayşe hanım" mı?
Yanıt:Büyük harflerin kullanımı için size derneğimizin kılavuzunu önereceğiz. “Dönemin Cumhurbaşkanı İnönü, Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi Ali Veli, İş Bankası Genel Müdürü, Ali Bey, Ayşe Hanım …” biçimleri doğrudur.

Hurşit Saral, Ankara, 27.2.2007
Soru:
Türki ve Özerk Türki Cumhuriyetlerin dili, Türkçe mi, yoksa ulusal dil mi? Bu konuda Türkiye'de bir görüş birliği var mı?
Yanıt:Türkiye Cumhuriyeti’nin dili Türkiye Türkçesidir. Her dil, onu kullanan ulus açısından ulusal kimlik olma özelliği taşır. Bu konuda yayımlanmış kitap ve yazılar bulunmaktadır. “Türki cumhuriyet” tamlamasını doğru bulmuyoruz; Türk cumhuriyetleri demek doğrudur. Türk cumhuriyetlerinin ve bizim dilimiz, bir anadil olan Türkçenin zamanla türlü değişimlere uğramış lehçeleridir. Türkiye Türkçesi bizim için neyse, Azeriler, Kırgızlar, Özbekler vb. açısından da kullandıkları Türkçe aynı değerde önemlidir.

Beyhan Gökmen, Ankara, 23.2.2007
Soru:
ÖSYM'nin hazırladığı sorular Dil Derneği’nin mi yoksa TDK'nin mi yazım kılavuzuna göre hazırlanıyor? Mesela birleşik kelimelerin yazımında bu iki kılavuz arasında tutarsızlıklar var. Hangisini doğru kabul etmeliyiz? Bir de neden bu ayrımlar var? Neden ortak bir paydamız yok? Teşekkür ediyorum.
Yanıt:Tam 20 yıldır bu konuda birçok yazı yazdık, konuştuk, yetkili kişi ve kurumlara ulaşmaya çalıştık; uyarılarda bulunduk. Bilindiği gibi resmi TDK, 20 yıl önce “Yazım Kılavuzu”nu “İmlâ Kılavuzu” yapmış; yüzlerce bileşik sözcüğü ayırmış; düzeltme, kesme imlerini savurmuş; gördüğü tepki üzerine yanlışlarının bir bölümünü düzeltmiştir. 2005’te çıkardığı sözlük ve kılavuzla, bir yıl önceki arasında büyük fark vardır. Bu durumu YÖK’e, ÖSYM Başkanlığına ve MEB’ye bildirdik, yanıt alamadık. Bakınız, 10 Haziran 2007 günü yapılan OKS’de ortaöğretim, sıcakkanlı, alçakgönüllü, uluslararası… gibi sözcüklerin yazımında MEB ile TDK arasında çelişki vardır. Ana babalar, çocuklarının hakkını arayamıyor. Yanlış yazımlar, çocuk ve gençlerin soruyu doğru anlamasına engeldir.

Bizim tepkimiz, bilimsellikle çelişen, yerleşmiş kuralları bozan anlayışadır. Bilgisunar sayfamızdaki “Resmi TDK’nin Yazım Kılavuzu ve Türkçe Sözlük'ünün Türkçenin eğitim ve öğretimi için başvuru kaynağı sayılması sakıncalıdır!duyurusu içindeki bilgileriincelemenizi öneririz. Akıl ve bilimle çelişen uygulamalarda ortak payda nasıl bulunur?

Gökhan Güneş, Yalova, 22.2.2007
Soru:
Jilet, hamburger, pizza, tatar sözcükleri nasıl bir anlam genelleşmesine uğramışlardır?
Yanıt:Özel adlar bu sözcüklerde olduğu gibi, yaygın kullanımlarıyla eşya, araç, yiyecek vb. tür adına dönüşebilmektedir.

Cennet Hilooğlu, Hatay, 21.2.2007
Soru:
17.yy. Türkçesinden yapılan çevirilerde -ip,-arak ya da ortaçlardan sonra noktalama işareti kullanılır mı? Eski kullanımlarda geçen "deyü" sözcüğünden önce ya da sonra işaret kullanılır mı?
Yanıt:Ortaç ve ulaçlardan sonra virgül kullanımı için Dil Derneği Yazım Kılavuzu’na bakmanızı öneririz, ayrıntılı bilgi bulacaksınız. Bu imin kullanımı için eski yeni metin ayrımı düşünmemeliyiz; “deyü” sözcüğünün geçtiği tümceleri görmek gerekir.

Cennet Hilooğlu, Hatay, 21.2.2007
Soru:
Köşeli ayraç işareti nerde kullanılır? Bu işaretin tarihi vesikalarda okunmayan sözcük ve heceler için kullanılması doğru mudur? Tarihi belgelerde kâğıt kenarına düşülmüş notlar için yazıda hangi işaretler kullanılmalıdır?
Yanıt:Köşeli ayraç, “ayraç içinde bulunan bir anlatımda, ayrıca ayraç içine alınması gereken bir açıklama” söz konusu olduğunda kullanılır. Tarihsel belgelerde kâğıt kıyısına düşülen notlar ayraç içine alınabilir.

Alper Öz, Birecik-Şanlıurfa, 16.2.2007
Soru:
Kıskanç sözcüğünün kökü ve eki/ekleri ne şekilde olmalıdır? kıskan-ç mı kıska(?)-nç
Yanıt:Kıskanmak eylemi, Divanü Lûgat-it-Türk’te ‘kısganmak” biçiminde yer almaktadır; öyleyse sorduğunuz sözcüğün yapısını “kıskan-ç” biçiminde düşünmeliyiz.

Alper Öz, Birecik-Şanlıurfa, 15.2.2007
Soru:
Yayın ve yayım sözcükleri arasındaki ince farkı açıklar mısınız?
Yanıt:Sorduğunuz iki sözcük arasındaki ayrım, sözlüğümüzde belirtilmiştir:

yayın a. Basılıp satışa çıkarılan kitap, gazete gibi okunan ya da radyo ve televizyon aracılığıyla halka sunulan, duyurulan, iletilen şey, °neşriyat.”

yayım a. 1. Kitap, gazete gibi okunacak şeylerin basılıp dağıtılması. 2. Herhangi bir yapıtın radyo ve televizyon aracılığıyla dinleyiciye, izleyiciye ulaştırılması, °neşir.

Dil Devrimiyle kazandığımız bu iki sözcük, tanımlarında da görüldüğü gibi “neşriyat” ve “neşir” karşılığı türetilmiştir; “yayım” sözcüğünden yapılan “yayımlamak” eylemi de aralarındaki ince ayrımı açıkça görmemizi sağlar.

Fethi Kaya, İstanbul, 13.2.2007
Soru:
“1- Bu konuda gerekli çalışma yapılmasına rağmen… 2- Bu konuda gerekli çalışmanın yapılmasına rağmen…” bu cümlelerden hangisi doğrudur veya her ikisi de doğru mudur? Bunu öğrenmek istiyorum. Teşekkürler.
Yanıt:Sorduğunuz tümcelerden ilki doğrudur.

Hatice Sevil Ece, İstanbul, 7.2.2007
Soru:
Türkçede özellikle bazı şehir adlarına gelen eklerin istisna olarak farklı yazıldığını biliyordum. Örneğin Kocaeli'ne vb. Bu durum "Harmandalı" kelimesi üzerinde yapılan bir tartışmada kafamı karıştırdı. Bu kural hangi durumlarda geçerli; bu ve benzeri kelimeleri neyi dikkate alarak kullanmalıyız? Açıklayabilirseniz sevinirim. İyi çalışmalar.
Yanıt:Türkçede bileşik sözcük biçiminde kurulan yeradlarına getirilen ekler, her zaman aynı değil. Kuşkusuz dilciler, bunların yazımını belirlerken sözcüklerin ses, biçim, anlam özelliklerini gözeterek belli kurallara uyuyorlar. Örneğin kimi TV’lerde ünlü sunuculardan biri “Kocaeli’ne” derken, öteki “Kocaeli’ye” diyebiliyor. Dili doğru kullanmak isteyenlerin bütün kuralları ezberlemek yerine, kılavuz kullanması gerekir.

Ocak 2007

Mustafa Yücel, Berlin-Almanya, 29.1.2007
Soru:
“Sanat camiası diye adlandırılan toplumun içinde” diye yazılabilir mi, yoksa hata mıdır? Teşekkürler.
Yanıt:Sorduğunuz tümceyi kullanan kişi kendince “sanat camiası”nı da açıklamak istemiş; şöyle dese daha doğru olurdu: “Sanat camiası olarak adlandırılan toplulukta…” ya da “Sanat camiası diye bilinen toplulukta…”

Fahri Özgür, Lüleburgaz-Kırklareli, 24.1.2007
Soru:
Sayın Dil Derneği, öncelikle dilimiz konusunda yaptığınız çalışmaları kutluyor başarılarınızın devamını diliyorum. Milli birlik ve beraberliğin korunması için Dil Derneği gibi denetleyici, düzenleyici kurumların varlığı çok önemli. Benim sorum işgal etmek, fethetmek, istila etmek kelimelerinin sözlüklerdeki anlamlarıyla ilgili.

''İşgal etmek'' kelimesi TDK sözlüğünde ''Bir yeri ele geçirmek'' olarak açıklanmış. Bence bu kelime eksik açıklanmış. Biz ''işgal'' kelimesini genellikle düşmanlar için kullanıyoruz. TDK sözlüğünü okuyan dünya görüşü olmayan, cahil bir insan biz Türkler için dünyanın en haklı savaşlarından biri olan Kurtuluş Savaşı'nda Batı Anadolu illerini Yunanların elinden kurtarmamızı işgal olarak anlamaz mı? Bu kelime açıklanırken ''Anayurtta ele geçirilen yerler işgale girmez'' ya da ''İşgal kelimesi genellikle düşmanlar için kullanılır'' diye belirtmek gerekmez mi? ''Fethetmek'' kelimesi ''Bir yeri veya ülkeyi savaşarak almak''olarak, istila kelimesi ''Bir ülkeyi silah gücüyle ele geçirmek'' olarak açıklanmış. Fethetmek kelimesi açıklanırken ''Genellikle düşman ülkesini ele geçirmek'' istila kelimesi açıklanırken ''Genellikle düşmanın bir ülkeyi silah gücüyle ele geçirmesi'' gibi tanımlar kullanılsa daha doğru olmaz mı? Bu üç kelimenin anlamı sadece TDK'de değil bulabildiğim tüm sözlük ve ansiklopedilerde dilimizdeki kullanımı tam ifade etmeyen benzer şekillerde açıklanmıştır. Dilimizdeki kullanımı yansıtmayan bu açıklamaların sebebi nedir? Bu kelimelerin kullanımı nasıldır? Bu konuda beni aydınlatırsanız sevinirim. Saygılar sunarım.
Yanıt:Sayın Özgür, anlamları aynı ya da benzer bile olsa, bir dilin sözcüğü ile başka bir dilin sözcüğü birbiriyle örtüşmez. Dilimize Arapçadan giren ve Türkçe “etmek” eylemiyle birlikte, “işgal etmek, fethetmek, istila etmek” biçiminde kullanılan bileşik eylemlerin tanımlarını ele aldığımızda aralarındaki ayrımı göreceksiniz. Sözcükler Dil Derneği’nin Türkçe Sözlük’ünde şöyle tanımlanmıştır:

işgal, -li a. Ar. (.-) 1. Bir yeri ele geçirme. 2. (Bir kimseyi) İşten alıkoyma, engelleme, oyalama. 3. Uğraştırma. ~ etmek 1) bir yeri ele geçirmek: “Ertesi gün Kartaltepe-Sivrihisar hattını işgal ettik.” -F. R. Atay. 2) işten alıkoymak, oyalamak: “Buraya geldiği günden beri beni işgal eden en mühim şey kendimi alıştırmak, ısındırmak cehtidir.” -Y. K. Karaosmanoğlu. 3) yer almak, yer kaplamak: Bu koca masa başköşede yer işgal ediyor. 4) uğraştırmak: Varoluşçu felsefe uzun yıllar zihnini işgal etmiş.

fethetmek (-i) Ar. T. 1. Bir kent ya da ülkeyi savaşarak almak, ülke açmak. 2. (Birini) kendine çekmek, bağlamak: Vefasıyla, duyarlığıyla gönülleri fethetti.

istila a. Ar. 1. Bir ülkeyi silah gücüyle ele geçirme. 2. Yayılma, kaplama, sarma, bürüme. ~ etmek 1) bir ülkeyi silah gücüyle ele geçirmek; 2) yayılmak, kaplamak, sarmak, bürümek: Çekirgeler tarlaları istila etmiş.

Görüldüğü gibi bu tanımlar, sizin kaygınızı giderecek açıklıktadır.

Cennet Hilooğlu, Hatay, 23.1.2007
Soru:
Unvan ve görev adlarına gelen kesme işaretleri hakkında bilgi istiyorum. Ahmet Paşaya nasıl yazılır?
Yanıt:San adlarına gelen eklerde kesme imi kullanmak gerekmiyor. Sizin yazdığınız biçim doğrudur.

Kerem Onat, İstanbul, 20.1.2007
Soru:
Yazım kılavuzunda "eşineğitim" diye bir sözcük var; ama sözlükte yok. Bunun anlamı nedir? Absürt sözcüğü ise "absürdt" diye yazılmış. Yazım kılavuzunda "ensülin" yazarken, sözlük "insülin"e yönlendiriyor. Bu da ikili yazımı olan sorunlu sözcüklerden midir? Ayrıca yazım kılavuzunda "zatürre" yazarken, sözlükte "zatürree" diye yazılmış. Hangisi doğrudur? Son olarak da "âşar" sözcüğünde düzeltme iminin niçin bulunduğunu açıklarsanız sevinirim; çünkü sözlükte "aşar (--)" diye bir sözcük var; ama "âşar" yok. Bununla birlikte yazım kılavuzunda "âşar" var; ama "aşar" yok. Saygılar.
Yanıt:Eşineğitim, yeni bir terimdir, eğitimciler karma eğitim (coeducation) karşılığı kullanmaktadır. Sorduğunuz öteki sözcüklere ilişkin şunları söyleyebiliriz: “absürt” yazımı doğrudur, kılavuzdaki biçim dizgi yanlışıdır. İnsülün/ensilün birçok tıp terimi gibi ikili kullanılmaktadır; zatürre yazımı doğrudur. Düzeltme imiyle gösteriler Arapça “âşar” sözcüğünü, Türkçe “aşar”dan ayırmak için bu im konmuştur.

Sayın Onat, bilgisunardaki sözlük ve kılavuz sayfalarımıza bakarsanız bu tür aksaklıkların giderildiğini görürsünüz. Bundan sonra daha verimli çalışacağımızı umuyoruz; çünkü artık çalışmalarımızı uzmanlarımızın emekleriyle bilgisayar ortamında yürütüyoruz.

Aralık 2006

Cem Torun, Ankara, 26.12.2006
Soru:
"Sayıca bir varlığı anlatan adlar tekil adlardır" yazım biçimi olarak doğru mudur? Buradaki "bir"in sayı olduğu anlaşılmamaktadır. Sayıların rakamla değil de yazı ile yazılmasında anlam kargaşası olmaktadır. Örneğin "ondan daha büyük bir sayı yoktur." Burada anlatılmak istenen sayı iken adıl gibi anlaşılmaktadır. Yazı ile yazılan sayılarda kesme işareti konamaz mı?
Yanıt:Sayıları gerektiği yerde, “1, 2, 3…” biçiminde yazıyoruz ve “2’nin, 3’ün…” biçiminde eklerini gösteriyoruz. Özellikle yazınsal metinlerde de yazıyla yazıyoruz. Çoğumuz dile yalnız biçimsel açıdan bakıyoruz, oysa anlamı ve biçimi birlikte düşünmeliyiz. Böyle düşündüğümüzde anlam açısından bir kargaşa olmayacaktır. Sayıların yazımı için derneğimizin Yazım Kılavuzu’na (s. 42 ve ötesi) bakabilirsiniz.

Mustafa Aldemir, Develi-Kayseri, 22.12.2006
Soru:
"Kötürüm" kelimesi türemiş bir kelime midir? Türemiş ise eklerini nasıl ayırabiliriz?
Yanıt:Sorduğunuz sözcük, büyük olasılıkla türemiş bir sözcük; ancak kök ve eklerini belirleyebilmek için ayrıntılı kökenbilgisi çalışmaları gerekiyor.

 
BAŞYAZI
TÜRKÇE SÖZLÜK
YAZIM KILAVUZU
 
     
facebook twitter