AnaSayfa Kuruluş: 22 Nisan 1987
Dil Derneği, Bakanlar Kurulunun 24.07.2002 tarih ve 2002-4812 sayılı kararı ile kamu yararına çalışan dernektir.
 
3. İzmir Türkçe Günleri (2004)

Dil Derneği İzmir Temsilciliği
      3. İzmir Türkçe Günleri
         26 Eylül 2004

Sonuç Bildirgesi

İnsanın eti yenmez, derisi giyilmez derler. O zaman ne kalıyor geriye?

Tatlı dili, hoş sözü.

Ancak Karamanoğlu Mehmet’in, “Divanda, dergâhta, meydanda Türk dilinden başka dil kullanılmayacaktır…” demesinden bu yana 727; Atatürk’ün, “Türk milleti dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.” amacından bu yana 74 yıl geçmesine karşın, Türkçemizdeki sorunlar bitmiş değil.

İnsanın en büyük ve en önemli buluşu “dil”dir kuşkusuz.

Ancak küreselleşmenin kültürel yayılmacılığı, Türkçemizin ölçünlü yapısını bozmuştur. Bu bozulma sonucunda dilimiz, “Türkçe sorunları” kavramıyla “Türkçenin sorunları” kavramı arasında sıkışıp kalmıştır. 

Türkçe sorunları, Türkçeyi kullanan kişinin yetersizliğiyle ortaya çıkan sorunlardır ve kimse Türkçe dilbilgisine bulmamalıdır suçu. Gogol’ün dediği gibi, “Yüzünüz kusurluysa, aynaya kızmayınız.”

Türkçenin sorunları ise, dilin yapısal bağlamda ve donanımıyla eksik kaldığı noktaları içerir.

Ancak, dünya dillerinden her biri, belirli alanlarda öteki dillerden daha yeterli, daha gelişmişse, başka bazı noktalarda sorunlu olabiliyor.

Türkçe daha geniş coğrafyada konuşulan, daha yeterli, daha gelişmiş bir dildir. O zaman sorun ne?

Basın yayın araçlarının kültür emperyalizmini yoğunlaştıran yayınları ve eğitimdeki bozukluklar; Türkçeyi okumayan, yazamayan ve giderek duymayan bir kitle yaratmaktadır.

Eğitimin Türkçe olmaktan çıkarılıp yabancı dilde eğitim programlarıyla “donatılması” sonucu kültürel emperyalizm ve küreselleşme, ülkenin her alanını olduğu gibi, dilini de, Türkçemizi de tehdit etmekte; kendileri dışındaki dünyanın, aralarındaki konuşulanları anlamaması için şifreli dil yaratanlar giderek ölçünlü dili bozmakta, yok etmektedir.

Zamanında “lisan-ı erazil” (rezil dil) olarak adlandırılan bu dilin tekrar hortlatılmaya çalışılması, Türkçenin akan ırmak sularını kurutmakla eş anlamlıdır.

Küreselleşme olgusuyla, ne kadar Batılı, ne kadar çağdaş olduğunu gösterme çabasında olanların yarattığı akıntı ve burgaçlara direniyor Türkçe.

Bu nedenle;

  • Bugün, Atatürk’ün uyandırdığı ulusal dil bilinci ile yabancı kökenli sözcüklerin yerlerine Türkçe karşılıklar yerleştirmeli; Türkçenin bilim dili olduğunu kanıtlamalıyız.

  • Dilin, özellikle de anadilinin, bir sevgi ve sevi işi olduğu her olanak değerlendirilerek anımsatılmalı, Türkçe dersleri Türkçeyi doğru, etkili ve yetkin kullanan yazarların örnekleriyle donatılmalıdır.

  • Türkçenin, dil ve yazın öğretmenlerince sunuluşu ve izlenceleri eğitim programı kapsamına alınmalı ve Türkçe dersleri, yetkin bir biçimde, öğrencinin katılımı ve drama yeteneğiyle pekiştirilerek sunulmalıdır.

  • Türkçe eğitim programları öğrencilerin zevkle okuyacağı, düşünsel ve duygusal yönden kendilerini geliştirip etkin kılacağı, öğrenci odaklı bir anadili eğitim kitapçığına dönüştürülmelidir.

  • Özdemir Asaf’ın, “Bütün renkler hızla kirleniyordu, birinciliği beyaza verdiler” dizesinde olduğu gibi, ak sayfa dilimiz yabancı diller boyunduruğunda hızla kirlenmekte; günlük yaşamımıza sokakta tabela kirliliği, yatak odalarına ise İngilizce yatak ve yastık isimleriyle girmekte ve “yanlış Türkçe” kullanımları olarak yansımaktadır. Ölçünlü dilin korunması için bu uygulamaların önüne geçilmeli, yasakçı olmayan bir yasayla tabelaların yeniden düzenlenmesinin yolu açılmalı, bu alandaki kirlilikle başa çıkılmalıdır.

  • Tüm reklam şirketlerinin yazım kılavuzu kullanmaları zorunlu hale getirilmelidir.

  • Dil düzeni, en az kamu düzeni kadar önemlidir. Yanlış cümleler, yanlış tanımlamalar insanları yanlış düşünce ve davranışlara yönlendirmektedir. O nedenle Radyo Televizyon Üst Kurulu, televizyon ve radyoları, Türkçenin kullanımı açısından, sıkı denetim altına almalıdır. Yanlış anlaşılabilecek cümle kurguları, yanlış vurgular ve tonlamalarla yaratılan dil kirliliğinin önüne geçilmelidir.

  • Türkçe sevgisinin ve bilincinin gelişmesi için, bireyin dilini sevmesi gerektiğini ortadadır. Zaman yitirmeden ilköğretim okullarına yaratıcı drama dersleri konmalıdır. Ancak yaratıcı drama çalışmalarıyla kişinin kendini, dolayısıyla da duygu ve düşüncelerini ortaya koyması olasıdır. Düşünce ve duygularını anlatırken kullandığı söz ve hareket dili, bireyde öncelikle doğru konuşmayı, sonra da etkili ve güzel konuşmayı sağlayacaktır.

  • Eğitimde eğitimcilere, gerek dilbilimciler aracılığıyla kuramsal, gerekse deneyimli, diksiyonu ve ritim kulağı çok iyi spikerler ve tiyatro oyuncularınca uygulamalı eğitim verilmelidir.

  • Özellikle 12 Eylül 1980 darbesinden sonra çıkarılan anayasa ile Atatürk’ün Türk Dil Kurumu kapatılmış; bu eksilmeye yoğun iç göç eklenince ölçünlü dil bozulmuştur. Bu iki nedenle durdurulan dil devrimi sonrasında anadilimiz yeni bir yabancı saldırısına uğramıştır. Bu saldırı, yeni bir boyunduruk olarak dilimizi baskılamaktadır. Ekonomik ve siyasal yayılmacılık Türkçemizi de istila etmiştir. Günlük konuşmalarda, dilimize egemen olan yabancı sözcükler, deyimler, adlar, hatta ünlemler saldırının bu kez Batı’dan geldiğini gösteriyor. Bu yanlış gidişin önlenmesi için yukarıda saydığımız girişimlerin hemen ortaya getirilmesi gerekmektedir. Değilse, kültürel bağımsızlığımızın tehlikede olduğu açıktır.

Diller ve beyinler tutsak olunca ülke tutsak olur.” özdeyişini unutmadan; Atatürk’ün işaret ettiği ulusal eğitim ve arı dil çabalarını yaygınlaştırmalıyız.


 
BAŞYAZI
TÜRKÇE SÖZLÜK
YAZIM KILAVUZU
 
     
facebook twitter