AnaSayfa Kuruluş: 22 Nisan 1987
Dil Derneği, Bakanlar Kurulunun 24.07.2002 tarih ve 2002-4812 sayılı kararı ile kamu yararına çalışan dernektir.
 
Yayın Yönetmeninden
 
ÇAĞDAŞ TÜRK DİLİ - Mayıs 2020 
       

DERGİLERE GELENLER

                      Ertuğrul Özüaydın
 

Hepimizin kendine daha yakın bulduğu, severek okuduğu şairler var. Bu görüşüm şiirsevenleri bağlar; şiir okumaz, şiir sevmez birine şairleri beğendirmek kolay değildir. Sözüm şiirsevere... Anımsıyorum da ortaokul, lise sıralarında beğendiğimiz şiirleri özel defterlere geçirmeyi alışkanlık edinmiştik. O sayfalara geçirilmiş şiirlere şöyle topluca aktığımda benim de o yıllarda benimsediğim, ayrı tuttuğum şairler olmuş. Bu bile isteye yapılmış bir seçim midir? Hem evet hem hayır... Beğendiğimi yine beğeniyorum, doğruluğuna inandığımı yine doğru buluyorum.

Şimdi yaşamdan göçüp gitmiş bir arkadaşımla o günlerde şiir ve şairler üstüne saatlerce yaptığımız tartışmalar aklıma geliyor. Özellikle Nazım Hikmet ve Orhan Veli üzerinden yürüttüğümüz tartışmalarda kendi düşüncelerimizi kabul ettirme anlayışıyla birbirimizi az mı üzmüştük. Kendi sevdiğimiz şairi güzel saymak ve kabul ettirmeye çalışmakla doğru bir şey yaptığımızı sanıyorduk. Kendi inandığın doğruyu karşındakine alkışlatmak neyin gerçeğiydi? Zorla güzellik olmaz ya... Nurullah Ataç'ın dediği gibi “Güzel bir eseri istediğiniz kadar kötüleyin, tanınmasın, kimseler görmesin diye üstüne örtüler örtün, toz toprak yığın, günü gelir, gene bütün güzelliğiyle görünüverir.” (1)

Bugün böylesine genel kabul görmüş olan bu düşünüşün bir de karşıtı var, denebilir. İçerik ve biçim yönünden zayıf, okurun üstünde hoşlanma, hayranlık, coşku uyandırmayan bir sanat yapıtını istediğiniz kadar allayıp pullayın, istediğiniz kadar göklere çıkarın gün gelir o parlattığınız sanat yapıtı söner kalır. Bu bakımdan her sanat yapıtı kendi kendinin kanıtı durumunu her zaman öne çıkarmıştır. Buradan baktığımızda her söz dizimiyle oluşturulmuş ve anlama bağlanmış yaratımları şiir kabul etmek ne kadar yanlışsa bunları şiir katında değerlendirmek de bir o kadar yanlıştır. Şiirin dışında tutulması gereken bu metinleri değerli kılmaya çalışarak hem onu yazanı yanıltmaya hem de okuru gereksiz okumalara ve izlemelere yöneltmiş oluruz. Gerçek  sanat yapıtlarının özellikleriyle bir araya getirilmesi bile onun gerçekte böyle olduğu izlenimi verir.

Biz dergi yönetenlerin en büyük kaygısı yüzlerce, binlerce ürün içinden sanat yapıtı özelliği taşıyan ürünleri seçip yayımlamaktır. Böylesi bir çalışmayı yürütürken bizler de kendimize yakın bulduğumuz metinlere karşı eğilim gösteriyorsak buna biraz olsun hakkımız olduğunu düşünürüz. Yerleşik şiir beğenisi üzerinden hareket etmekle birlikte kendi öznel tutumumuzun seçiciliğimizi etkilediğini söylemek isterim. Bu nedenledir ki her dergi yönetmeninin tutumu, çizgisi kendine ilişkindir. Sonunda gele gele şiirde seçiciliğe dayanır ki biz orada kendine özgü bakış açıları, sanatsal yaklaşımları olan birileri- yiz. Şiirimizin sesine ses katan dergilerimizin eski ve yeni yöneticileri doğal olarak da değişik tutumlar içinde bulunmuştur.

Şiiri geliştiren ve çok sesliliğin çevresini oluşturan dergiler ve dergi yöneticileri seçimlerini yalnızca kendi beğenilerine indirgemek istemezler. Seçimlerinde onlara yol gösteren estetik anlayış, yerleşik beğeni, toplumsal koşullar, kendine özgülük, sözcük seçimi, içerik boyutu, duyusal değeri, imgesel derinlik, sanatsal kaygı, şiirsel yaratış, söyleyiş vb. gibi özellikler ve aralarında kurulacak bağla yol almanın tutumunu gösterirler. Aradığımız nitelik şiiri gün ışığına çıkarmaktır. Biz yaparız, yapmaya çalışırız da her zaman iyilik görmez.

Yaptığımız değerlendirmeler bize göre iyidir, hepsi bu. Eleştirmenlerin sınavından geçmek bu noktada başka bir şey. Onların derinleştirdiği duygu ve düşünceler başka bir yol açar. Gün gelir seçiminiz bir eleştirmenin gözünde değersiz bir şey durumuna düşer. Onlar da yaptıkları iş gereği ele aldıkları yapıtları değişik düzlemlerde bir başka çizgiye vardırırlar. Gözden kaçırdığımız noktaları görmemizi sağlayan eleştirmenlerin gözden kaçırdıklarına ne demeli peki? Eleştirinin bir dönemine imzasını atan Nurullah Ataç'ın değerlendirmeleri bize ipucu olabilir kanısındayım.

Elimde Ataç'ın, TDK yayınları arasında 1980 yılında basılmış “Dergilerde” adlı bir kitabı var. 1951-1956 yıllarında Türk Dili dergisinde dergiler üstüne yaptığı değerlendirmelerden oluşuyor, orada birçok dergiyi izleyen Ataç sanat görüşünü ve şiirini değerli bulduğu şairleri ve şiirleri ele almıştır. İzlediği dergilerde onlarca şair ve yüzlerce şiir olmasına karşın pek azına ilişkin görüş bildirmiştir. Sanatı ve şiiriyle kendini kanıtlamış şairler üzerinden eleştiri ve yorumlarını sürdürmesi öteki şairleri değersiz kılmaz. Ben böyle okuyorum... Şiire ilişkin görüşlerini de ele aldığı şairlerin şiirleri üstüne yaptığı o değerlendirmelerden genelliyorum. Eleştirmenin sağlam bir biçim ve öze ilişkin yazdığı, söylediği gibi olmamış olana ilişkin söyledikleri de var. Bu söylenenler şiire bir şey katmıyor diyemeyiz. Gelişen şiirimizi o günkü ve bugünkü eleştirilerin çerçevesinde değerlendirmekse yalnızca eleştirilen şaire ilişkin olmayacaktır. O dönem Ataç'ın değerlendirdiği birçok adın günümüze gelmediğini görürken, bugün de severek okunan birçok şairin adını Ataç’ın anmadığını biliyoruz.

Dergicilerin olduğu kadar eleştirmenlerin izlenimleri de her zaman doğru olmayabilir. Biz şiirlerinde çağının havasını yakalamış bununla birlikte yeni bir şeyler çıkarmak çabasını ortaya koymuş şiirlerin arkasına düşerken çoğu zaman yanıldığımızı da görebiliyoruz. Tam tersine yetersiz  bulduğumuz şiirlerin sahibi de bizi sonradan sonraya yanıltabiliyor. Bu noktada ne şiirden ne de şiir yollamaktan vazgeçebiliriz. Şiirimizin gelişim süreci içinde böylesi bir durum, hem dergiciler hem de şiir gönderenlerin kolaycılığa kaçmadan yürütecekleri güç zamanlardır. Kalıcılık ile değer arasındaki ilişkiyi anlaşılabilir kılan da ne dergiler ne de eleştirmenlerdir. Kendi aramızda konuşarak sözü uzatacak ne var, hepimiz okuru hesaba katarak yaptığımız yanlışlardan dönmeyi biliyoruz.

(1) Nurullah Ataç, Karalama Defteri, s.20, Hür Yayınları, İstanbul, 1962.

 

 
BAŞYAZI
ÇAĞDAŞ TÜRK DİLİ
Haziran 2020 - 388. Sayı
TÜRKÇE SÖZLÜK
YAZIM KILAVUZU
 
     
facebook twitter