AnaSayfa Kuruluş: 22 Nisan 1987
Dil Derneği, Bakanlar Kurulunun 24.07.2002 tarih ve 2002-4812 sayılı kararı ile kamu yararına çalışan dernektir.
 
II. Bölüm

RESMİ TDK’NİN 1985- 2005 ARASINDAKİ UYGULAMALARI

a)      1985 Kılavuzu

Resmi TDK, 1985’te Prof. Dr. Hasan Eren’in adını taşıyan “İmlâ Kılavuzu”nu yayımladığında, yapıt, kullanıcıları birkaç açıdan sıkıntıya sokmuştur. Çünkü bu kılavuzla bırakın birkaç yıl önceyi, 50 yıl öncesinin kullanımdan düşmüş kuralları canlandırılmaya çalışılmıştır. Resmi TDK, 1983’ten önceki kurumun 11 kez bastığı Yazım Kılavuzu’nun, bugün 24. baskısını yaptığını duyurmaktadır. 1985’ten sonra 12 kez “İmlâ Kılavuzu” adıyla, 1 kez Yazım Kılavuzu adıyla basılan yapıtın her yeni baskısında sessiz sedasız, yazım kargaşasını derinleştiren değişiklikler yapılmıştır. Aşağıdaki örnekler, gereksiz tartışmalara son vermek için sıralanmaktadır:

* 1969’dan bu yana kılavuzların adında kullanılan “yazım” sözcüğü “imlâ”ya çevrilmiş, inatla 20 yıl bu ad kullanılmış, “yazım”dan “imlâ”ya, “imlâ”dan “yazım”a dönüşün gerekçeleri açıklamadan, 2005 Eylülünde YAZIM KILAVUZU yayımlanmıştır. Demek ki Atatürk’ün kurumunca türetilen ve 1985’e dek yerleşik bir kavram olarak bilinen “yazım” yerine “imlâ”yı kullanmak doğru bir davranış değildir; bu yanlıştan dönülmüştür.

* 1928’den 1983’e dek TDK’nin yayımladığı kılavuzlar, onlarca dilcinin çalıştığı ortak emek ürünüdür; bu nedenle kılavuzların dış kapağına, ne TDK başkanlarının, kol başkanlarının, ne genel yazmanların, ne de uzmanların, hiç kimsenin adı konmamıştır. 1985 kılavuzu büyük ölçüde 1985 öncesindeki kuralları da içermektedir; bu nedenle onlarca dilcinin emeğini taşıyan bir yapıtın, bir kişiye özgülenmesi, şaşkınlık yaratmıştır. Ne ki resmi TDK, 1985 kılavuzunun 2. baskısında bu yanlışından dönmüştür.

* 1983 öncesindeki TDK, yanlış kullanılmasını önlemek için nispet “i”sini kullanıldığı her yerden kaldırmıştır. Doğu dillerini iyi bilmeyenlerin, bu imi doğru kullanması olanaksızdır. Eski TDK’nin bu kaygısı, resmi TDK’nin “İmlâ Kılavuzu”yla doğrulanmıştır. Nispet “i”si, “asî, canî, fanî, sakî, sarî, mer’î, tedaî…” gibi sözcüklerde yanlış olarak kullanılmış; bu im, yapıtın 2. baskısında kimi sözcüklerden kaldırılmış, kiminde yanlış olarak bırakılmıştır.

* Kesme imi (‘), “ an’ane, cem’an, kat’iyen, kıt’a, sür’at, san’at…” gibi onlarca sözcükte kullanılarak yazımda ikilik yaratılmış, bu kullanımdan sonraki baskılarda vazgeçilmiştir.

* Düzeltme imi (^), “ahlâk, billûr, evlât, felâket, hilâl, ilâç, ilân, ilâve, iflâs, ihtilâl, istiklâl, kelâm, lâkin, lâle, lâzım, mahlâs, selâm, üslûp, klâsik, lâhana, lâik, lâmba, Lâtin, melânkoli, plâk, plâj, plân, reklâm…” gibi, sözcüklerin geldiği yer düşünülmeden ve sesbilgisel veriler göz ardı edilerek gelişigüzel kullanılmış, kılavuzun her baskısında bir kısım sözcükten kaldırılmış, 2005 baskısında ise tümden vazgeçilmiştir.

Düzeltme imine ilişkin olarak, eski TDK’nin, bu imi tümden kaldırdığına yönelik savlar da doğru değildir. Bu im, Arapça ve Farsça sözcüklerde k ve g’den sonra gerektiği her yerde her zaman kullanılmıştır. Yazım kılavuzları, yayın tarihleri izlenerek incelendiğinde bu durum görülecektir.

* Nispet “i”si ve düzeltme imlerinin, az ya da hiç kullanılmamasının, konuşma dilinde aksamalar yarattığı savı da geçerli değildir. Dili uygulamalı biçimde, gözle ve kulakla öğretemiyorsak bu yanlışlar sürecektir. Örneğin “Hakkâri, dükkân, rüzgâr…” gibi düzeltme imini taşıyan sözcükler, birçok TV kanalında yanlış seslendirilmekte; yetiştiği bölgenin söyleyiş özelliklerinden kopamayan üst düzey yetkililerle Türkçe öğretmenleri bile “milli” sözcüğünü yanlış seslendirmektedir. Okullarımızda konuşma dersi yoktur; edebiyat ve Türkçe öğretmenlerinin çoğu ölçünlü dili kullanamamakta, bölgesel ağız ayrımları giderilememektedir. Bu nedenle eski TDK’yi ve yazım kılavuzlarını sorgulamak da sorunun çözümünde bilimsel bakış açısıyla bağdaşmamaktadır.

* Resmi TDK, büyük harflerin kullanımında, yabancı sözcüklerin yazımında da 40-50 yıl geride kalan kuralları öne çıkarmış, kılavuzun her baskısında bunlar da bölük bölük değişim geçirmiştir.

b) 1985- 2005 Arasında Bileşik Sözcüklerdeki Değişimler

            2005 Eylülünde yayımlanan “Yazım Kılavuzu”nun önsözünde de “(…)1985 baskılı İmlâ Kılavuzu, olumsuzlukları gideremediği gibi yazımda yeni tartışmalara da yol açmıştır” denilmektedir. Resmi TDK’nin kendisinin de kabul ettiği bu olumsuzluklar, yazık ki özellikle bileşik sözcüklerde sürüp gitmektedir.

             1) Yapıtın 1985 baskısında “ilkokul, arapsaçı, genelkurmay, radyoevi, Gaziantep…” gibi yüzlerce bileşik sözcük hiçbir açıklama yapılmadan ayrılmıştır. Dil Derneği’nin zamanın Milli Eğitim Bakanı Sayın Hasan Celal Güzel’e sunduğu yanlışların bir kısmı, bakanlığın yayımladığı bir genelge ile düzeltilmiş, büyük bölümü kalmıştır.

            2) Bileşik sözcükler, Türkçenin, hiçbir biçimde engelleyemeyecek en işlek sözcük üretme yollarından biridir. Türkçenin bileşik sözcük yapma kuralları 1965’ten sonra belirginleşmiş, bu yolla dilimize yüzlerce yeni sözcük ve terim; dolayısıyla düşünme, üretme alanımızı genişleten yepyeni kavramlar kazandırılmıştır. Ancak resmi TDK’ce yayımlanan Yazım Kılavuzu’nun 24. baskısında da bileşik sözcüklere ilişkin olarak bütün dilcileri şaşırtan ve örneklerle çelişen tanım ve açıklamalar sürmektedir. Yazım Kılavuzu’nda “BİRLEŞİK KELİMELERİN YAZILIŞI” büyük başlığı altında şu açıklamalar bulunmaktadır. Bu açıklamalarla verilen örnekler arasındaki çelişkiyi dikkatinize sunuyoruz:

            * “Belirtisiz isim tamlamaları, sıfat tamlamaları, isnat grupları, birleşik fiiller, ikilemeler, kısaltma grupları ve kalıplaşmış çekimli fiillerden oluşan ifadeler, yeni bir kavramı karşıladıklarında birleşik kelime olurlar:yer çekimi, hanımeli, ses bilgisi, beyaz peynir, açıkgöz, toplu iğne, eli açık, sırtı pek, söz etmek, gelebilmek…” gibi bir açıklama ile örnekler arasında dilbilgisel açıdan tutarlılık var mıdır?

            * 1965’ten bu yana yerleşmiş olan “bileşik sözcük” terimi bir yana atılmakta, dilbilimsel açıdan hiçbir anlam taşımayan, “Birleşik kelimeler belirli kurallar çerçevesinde bitişik ve ayrı olarak yazılır” açıklamasından sonra iki ayrı başlık altında “Bitişik Yazılan Birleşik Kelimeler” ve “Ayrı Yazılan Birleşik Kelimeler”e ilişkin tanım ve örnekler sıralanmaktadır.

            2005 kılavuzundaki şu bileşikler, kılavuzun önceki baskılarında ayrı yazılıyordu: “alt yapı, Ayşe kadın,  bakım evi, baş hekim, biçer döver, bilir kişi, Çerkez tavuğu, genel kurmay, gök kuşağı, ilk okul, ilk bahar,  kitap evi, kuş başı, kör ebe, radyo evi, sivri sinek, son bahar, soy adı, uluslar arası, yayın evi, zeytin yağı …”gibi.

Bunlara benzer yüzlerce yanlış örnek yapıtın 24. baskısında da barınmaktadır; örneğin, “Acem lalesi, acı badem, Antep fıstığı, at kestanesi, at sineği, azı dişi, badem şekeri, badem yağı, balık yağı, bal rengi, büyük anne, can eriği, çam fıstığı, çam sakızı, çavuş üzümü, Çerkez tavuğu, deniz yılanı, dil bilimi, dil peyniri, deve dikeni, eş anlamlı, eşek dikeni, fener balığı, fındık faresi, hamam böceği, hava küre, incir kuşu, ipek böceği, kara yolu, kaşar peyniri, kesme şeker, kol böreği, kuş üzümü, Malta eriği, ön söz, safra kesesi, şeker kamışı, şeker pancarı,  tas kebabı, taş kömürü, Tatar böreği, yer elması, yurt içi, yurt dışı…”

Ayrı yazılan bileşik sözcükler, “masa örtüsü, yemek masası, kol saati, takma kirpik…” gibi tamlamalarla birlikte sıralanmıştır. Kılavuz, kullanıcıları yanlışa yönlendirilmektedir.

Öte yandan “ayrı yazılan birleşik kelimeler”e benzeyen, kuruluşları aynı olan, “acemborusu, aslanağzı, baklaçiçeği, balköpüğü, camgöbeği, canevi, çayırsedefi, çobançantası, danaburnu, devetüyü, fildişi, gelinfeneri, gelinparmağı, gülkurusu, güvercinboynu, katırtırnağı, kazayağı, kavuniçi, kazboku, kızılşap, kızılkanat, kuşyemi, narçiçeği, ördekbaşı, ördekgagası, tavşanağzı, tavşankanı, turnagözü, vapurdumanı, venüsçarığı, vişneçürüğü, yavruağzı…” gibi bileşiklerle öncekiler arasındaki farkı bulmak olanaksızdır. Süs taşı olarak belirtilen ve ayrı yazılan “aslan ağzı” ile çiçek adı olan “aslanağzı”nı ayır etmek; deniz sözcüğüyle ayrı ve bileşik yazılan öğeler arasındaki farkı bulmak, özellikle öğrenciler açısından olanaksızdır. Örneğin “denizhıyarı, denizşakayığı; denizkestanesi, deniztavşanı” ile “deniz rezenesi, deniz marulu; deniz kazı, deniz yılanı” sözcüklerinin kuruluşu farklı mıdır?

            Bu sözcükleri bir yıl önce bileşik yazan ders kitabı yazarları, soru hazırlayan kurullar, bir yıl sonra neyin bileşik, neyin ayrı olduğunu kestirememektedir. Nitekim bu tavır yüzünden sorun yaşayan kitap yazarları ve öğrencilerin durumu bilgimiz içindedir.

            * Yine “acemborusu” gibi bir bitki adı bileşikken “Acem lalesi” gibi bir başka bitki adı ayrı yazılabilmekte, dahası “Acem lalesi”nin öteki adı “güneştopu” ise bileşik gösterilmektedir. Örneğin “baklaçiçeği, balköpüğü, camgöbeği, devetüyü” gibi bileşikler önceki baskılarda hangi mantıkla ayrılmışsa, 24. baskıda bileştirilmiştir; ama bu bileşiklerin ayrı yazımı sürdürülen bileşiklerden farkı nerededir, niçin 40-50 yıldır bileşik yazılan sözcükler ayrılmıştır? Yine ayrı yazılan “Arap rakamları, arap sabunu, Arap tavşanı” arasındaki fark nedir; hangisi tamlama, hangisi bileşik sözcüktür? Öte yandan “arap sabunu” ayrı yazılırken “arapsaçı” niçin bileşiktir? “Arap” sözcüğü, niçin kimi yerde küçük harfle yazılmaktadır?

            * En önemlisi “ayrı yazılan birleşik kelime” tamlaması, dilbilgisel açıdan doğru mudur? Bu öğeler ayrı yazılıyorsa niçin “birleşik kelime” olarak adlandırılmaktadır?

            * Dili doğru incelemek, doğru tanımlamakla görevlendirilen bir devlet kurumu, ölçünlü dilin mantığı ve yazım kurallarıyla canının istediği gibi oynama özgürlüğüne sahip midir?

            3)Saim amca, Kemal dayı…” gibi kullanımlarda “amca, dayı, enişte…” gibi sözcükler küçük yazılırken, “Hala Sultan, Dayı Kemal…” yazımı da çelişkidir. Yaygın olarak kullanılan Hıristiyanlık sözcüğünü “Hrıstiyan” biçimine çevirmek; yaygınlaşmış dilbilgisi terimlerinin eskisini kullanmak gibi, 80 yıllık deneyim ve birikimlerimizi tersine çeviren uygulamalar, resmi TDK’ce “keyfi” olarak sürdürülmektedir. Niçin?

            Resmi TDK, Yazım Kılavuzu’nun her baskısında yanlışlarını, çelişkileri aşama aşama düzeltmekle kimilerince olumlu sayılabilecek bir davranış sergilerken, bir yandan da yerleşmiş kuralların belleklerden silinmesine yol açmaktadır.

            Sıklıkla belirttiğimiz gibi, amacımız gereksiz tartışmaları bırakmak, yazım birliğinin sağlanmasına katkıda bulunmaktır.


 
BAŞYAZI
TÜRKÇE SÖZLÜK
YAZIM KILAVUZU
 
     
facebook twitter